Geçenlerde Suudi Arabistan'da çalışan bir arkadaşımla sohbet ettik. Epey fantastik bir memleketmiş. Bugün de Suudi Arabistan'da çalışmış bir Amerikalı'nın izlenimlerini okuyunca "blog zamanı geldi" dedim. Zati benim bloglar genellikle şöyle oluşur: Önce taslak olarak notlar alırım, bilinçaltında pişer onlar. Sonra bir gün benim düşüncelerimi biri güzelce anlatır ve dayanamaz yazarım.
Önce arkadaşımın anlatıklarını sıralayayım:
* Suudi Arabistan kimseye turistik vize vermiyor. Ülkeye girmenin iki yolu var: İş için veya hac için. Hacda havaalanı, Mekke ve Medine dışındaki yerlere gitmek yasak. Suudi Arabistan’a çalışmaya gittiyseniz eşinizi getiremiyorsunuz. Tek yolu onun da çalışma izni alması.
* Devlet Suudi vatandaşlara iş güvencesi veriyor. Misal devlet dairesinde boş boş oturmak aylık 4000$ gelir getiriyor.
* Kendi evinin dışında (sokakta vb.) fotoğraf ve video çekmek yasak, çekersen polisler gözaltına alıyor. Çekim yapmanın yasak olduğuna dair herhangi bir ibare yok çünkü her yerde yasak.
* Kadınların yanlarında erkek olmadan dışarı çıkması yasak.
* Kadınların araba kullanması yasak.
* Kadınların hemen hepsi kara çarşaf giyiyor, türbanlı olup yüzünü göstermek ultra modern sayılıyor.
* Kadınlar için ayrı üniversite var.
* Suudi kadınların filipinli hizmetçileri var. Suudi kadınların tek görevleri süslenmek, gün yapmak ve çocuk doğurmak.
* Hiyerarşi: Krallık sülalesi – Suudiler – Amerikalılar – Türkler – Filipinliler (yemek işleri) – Pakistan, Afganistan (temizlik işleri)
* Türklere güvenilmiyor, Türkler sevilmiyor.
* Türkiye’den çok az ürün satılıyor (Ülker’in bir üretim tesisi var, Pınar’ın üç ürünü var).
* 11 Eylül’den sonra Amerikalılar ortadoğuya kuşkuyla baktığı için Türkler’e biraz daha iş kapısı açılmış.
Şimdi de Amerikalı vatandaşın izlenimleri: Multiculturalism: They don't think like us:
"Arabs are often easy to like, but difficult to respect - as opposed to Israelis, who are often difficult to like but impossible not to respect."
"With us, the most important sources of self-esteem are useful work and the love of a good woman. Being good at something that requires skill (even a hobby) and being of primary importance to somebody just because you are who you are. Work for them, is something to be avoided. The basic forms of work: making stuff, growing stuff and moving stuff around, is taken care of by a class of indentured servants, usually non-Arab Muslims from the Third World, and even today, by outright slaves."
"This is expressed in the inshallah philosophy, "If God wills it." A Palestinian friend of mine explained to me that even the weather forecaster will qualify his prediction, "It will rain tomorrow. Inshallah." Or, "I will meet you tomorrow, inshallah." (But God understands that I am a very unreliable person.)"
Enteresan başka bir yazı: Why Arabs Lose Wars:
"The temptation is to impute cultural attributes to the enemy state that negate its superior numbers or weaponry. Or the opposite: to view the potential enemy through the prism of one’s own cultural norms."
"Having learned to perform some complicated procedure, an Arab technician knows that he is invaluable so long as he is the only one in a unit to have that knowledge; once he dispenses it to others he no longer is the only font of knowledge and his power dissipates."
"Without the cohesion supplied by NCOs, units tend to disintegrate in the stress of combat. This is primarily a function of the fact that the enlisted soldiers simply do not have trust in their officers."
"Bringing attention to oneself as an innovator or someone prone to making unilateral decisions is a recipe for trouble. As in civilian life, conforming is the overwhelming societal norm; the nail that stands up gets hammered down."
"Officers with initiative and a predilection for unilateral action pose a threat to the regime."
"A lack of cooperation is most apparent in the failure of all Arab armies to succeed at combined arms operations. A regular Jordanian army infantry company, for example is man-for-man as good as a comparable Israeli company; at battalion level, however, the coordination required for combined arms operations, with artillery, air, and logistics support, is simply absent."
"Exceptions to this pattern are limited to elite units, which throughout the Arab world have the same duty — to protect the regime rather than the country."
"These are not issues of genetics, of course, but matters of historical and political culture."
Tuesday, September 04, 2007
Sunday, September 02, 2007
Kek yaptım
Bir kendi kendine yeterlilik kalesi daha zapt edildi, standart kek yapma becerisi edinildi.
Malzemeler:
4 yumurta
1 bardak toz şeker
1 bardak yoğurt
Yarım bardak sıvı yağ
Ne kadar olduğunu henüz bilmediğim miktarda un (elde edilecek nihai kek karışımı hamur gibi yoğun diil de biraz daha cıvık olmalı)
Bir poşet kabartma tozu
Bir poşet vanilya
Bir tatlı kaşığı tarçın
Bolca ceviz
Yapılışı:
Münasip bir kaba yumurtaları kır, şeker, yoğurt ve yağ ekle ve karıştır. Karışımın üstüne unu yayarak dök. Unun üstüne kabartma tozu ve vanilya dök. Tarçını ve cevizi ekle. Şimdi homojen kıvam elde edinceye kadar (1-2 dakka) karıştır.
Kek kalıbına yarım tatlı kaşığı kadar yağ dök ve kalıbın iç kısmını güzelce yağla, gerekirse bir peçete ile yay. Sonra bir tatlı kaşığı kadar unu kalıbın iç yüzyine serperek yay. Akabinde kek hamurunu düzgün biçimde kalıba dök.
Fırını 175 dereceye ve 30 dakkaya ayarla ve keki içine koy. Budur.
Aşağıda iki ayrı kek denemesinin sonuçları var. Karar kamuoyunun :P

Malzemeler:
4 yumurta
1 bardak toz şeker
1 bardak yoğurt
Yarım bardak sıvı yağ
Ne kadar olduğunu henüz bilmediğim miktarda un (elde edilecek nihai kek karışımı hamur gibi yoğun diil de biraz daha cıvık olmalı)
Bir poşet kabartma tozu
Bir poşet vanilya
Bir tatlı kaşığı tarçın
Bolca ceviz
Yapılışı:
Münasip bir kaba yumurtaları kır, şeker, yoğurt ve yağ ekle ve karıştır. Karışımın üstüne unu yayarak dök. Unun üstüne kabartma tozu ve vanilya dök. Tarçını ve cevizi ekle. Şimdi homojen kıvam elde edinceye kadar (1-2 dakka) karıştır.
Kek kalıbına yarım tatlı kaşığı kadar yağ dök ve kalıbın iç kısmını güzelce yağla, gerekirse bir peçete ile yay. Sonra bir tatlı kaşığı kadar unu kalıbın iç yüzyine serperek yay. Akabinde kek hamurunu düzgün biçimde kalıba dök.
Fırını 175 dereceye ve 30 dakkaya ayarla ve keki içine koy. Budur.
Aşağıda iki ayrı kek denemesinin sonuçları var. Karar kamuoyunun :P
Neden evlenilir?
İnsanlar niçin evlenir veya daha doğru bir deyişle neden birlikte yaşamak ister? Geçmişte nedenler neydi, bugün ne? İyi bir birliktelik, iki kişinin de sürekli daha iyiye gittiği, geliştiği, mutlu, huzurlu ve yaratıcı olduğu bir birliktelik nasıl olur?
Kısa cevap: En anlaşamadığınız konuda saatlerce, küsmeden konuşabiliyor musunuz? O zaman hemen evlenin! Mutlu bir evlilik için tek şart budur.
Evlilik nedenleri:
* İnsan tabiatı, içgüdüleri birlikteliği zorluyor. Üstesinden gelmek ve yalnızlığı kabullenmek yoğun zihinsel efor gerektiriyor. Çoğu insan için bu eforu sarfetmektense sıradan evlilikler yapmak daha kolay hazmedilebilir.
* Kız çocukları zaten anne olmak, gelin olmak, eş olmak konusunda koşullandırılarak büyütülürler. Bu doğrultuda kendilerine becerikli olmak, hanım hanımcık olmak vs. bilgileri çaktırmadan yüklenir.
* Kadının doğasında evliliğe yatkınlık vardır. Kadındaki korunup kollanma, birilerine yaslanma ihtiyacı sevgili olmak, dost olmak vs. düzeyinde kaldığında mutsuzluk verir. Kadın garanti ister, evlilik bir garantidir. Hatta bu nedenle üniversitenin son yıllarında pek çok hanım kızımızın derdi bir an önce birini bulup evlenmektir.
* Toplum evlilik meraklısıdır. 23-24'lü yaşlara gelmeye başladığınız andan itibaren potansiyel bir gelin adayısınızdır. Toplum, insanın yaşamını "insan doğar, büyür, evlenir, ölür" şeklinde bellemiştir, beklentileriyle sizi yıldırır.
* Evli olmayan insanlar itibar görme konusunda biraz zorlanırlar nedense.
* Evli olmayan bayanlar iş ortamında her zaman tacize daha açıktır.
* Bekarlar için sosyal yaşam da zorlaşmaya başlar. Evli değilseniz her "gel bi yerlerde oturalım" diyene eşlik edebilecek avare bir insansınızdır. Kimse sizin "işim var, gelemem" lerinizi ciddiye almaz. Özellikle kendisi evli olan arkadaşlarınız bu konudaki bütün tavizleri sizden beklerler.
*Ev-lilik... Adı üstünde, kendine ait bir ev ve eşyalar edinip o evin içinde kendi kurallarını koyabilme isteğidir. Yaşam şartlarınız gereği aileden bağımsız yaşıyorsanız bu ihtiyacınızı kendi kendinize karşılamış olursunuz. Ailesiyle birlikte yaşayan insanlardan sadece kendi hayatını kurabilmek, ailesinin kural ve sınırlarından kaçabilmek için evlilik yapanlar çoktur.
* Devlet memurları için "eş durumu" diye bir tayin hakkı var. Onun için de evleniliyor.
* Yasal şemsiye özellikle ayrılma durumunda birlikte edinilmiş malların paylaşımını düzenliyor. Kanada'da birlikte yaşam süreniz (ikametgah beyanları ile takip edilir) altı ayı geçmişseniz evli olmasanız bile yasal haklar oluşmaya başlıyormuş.
* Evliliğin mutlak son, her derdin devası olduğu gibi bir izlenim var sanki. Oysa evlilik bir başlangıç... Asıl herşey şimdi başlıyor. Bu zamana kadarki manevi birikimimiz zorlu bir sınava giriyor. Çoğu insan bunun farkında değil ve "evlilik herşeyi düzeltir" düşüncesi içindeler. Evliliğin uyduruk insanları daha beter hale getirme olasılığı yüksektir.
* Can sıkıntısından evlenen ve çocuk yapan insanlar tanıdım. Pek çok evli insanın sosyal yaşamları birbirini tekrar eden rutinlerden ibaret, orjinallik sıfıra yakın. Tek renk, tek anlatılmaya değer hikaye çocukların büyümesi.
***
Pekiii bizde durum ne?
* Evlilikten anlaşılan toplumun ve devletin işe karıştırılması ise evliliğe karşıyım. Yok iki "olmuş" insanın birlikte bir hayatı özgürce seçmesi ise evlilik fanatiğiyim! Birlikte yaşam ancak tek başına elde ettiğimiz yaşam kalitesinden daha fazlasını elde edeceksek mantıklı. 1 + 1 > 2 olmalı. Eğer toplam hayat kalitemiz düşecekse yalnız kalmak daha iyi. Birbirini anlayan, seven ve birlikte sürekli daha iyiye giden iki insanın ortaklığı bu.
* Zıt kutuplar birbirini çeker lafının safsata olduğunu düşünüyorum. Uzun vadede işlemez. Temel değerlerin aynı olması, hoşlanılan şeylerde ortaklık gereklidir. Örneğin ben içe dönük bir insanım (bkz introvert), insanlarla toplu halde birşeyler yapmak benim için kural değil, istisnadır. Evimi, kendi iç dünyamı severim, gürültü patırtıdan nefret ederim. Dışa dönük biri benimle uzun vadede mutlu olamaz.
* Birlikte yaşamayı iki rakibin 100m yarışı gibi değil, aynı kayığın küreklerinin çekildiği, biri yorulduğunda diğerinin yükü omuzladığı iki ayrılmaz dostun hayatı ve kendilerini keşif macerası olarak görüyorum.
* Hayatta aynı renklere, aynı seslere aynı hisle yaklaştığınız kaç kişi var? Aile fertleriniz dışında kaç kişi sevgisinde şefkat gizler sizin için... Kaç kişiye güvenebilirsiniz , sonuna kadar? Kaç kişiyle olayları, sesleri , insanları aynı sözcüklerle tanımlarsınız. Kaç kişiyle bütün bir hayatı geçireğinize "gerçekten" inanırsınız?
* Birbirimize karşı içten, dürüst ve şefkatliyiz. Hep birbirimizin iyiliği ve her yönden gelişmesi için çaba sarfediyoruz. Anlaşamadığımız konuları saatlerce, günelerce konuşabiliyor, iyiyi, güzeli birlikte buluyoruz. Bu durumda insanın birlikte yaşamayı istememesi için deli olması lazım ;)
Kıymetli katkılarından dolayı sevgili eşime teşekkür ediyorum :)
Kısa cevap: En anlaşamadığınız konuda saatlerce, küsmeden konuşabiliyor musunuz? O zaman hemen evlenin! Mutlu bir evlilik için tek şart budur.
Evlilik nedenleri:
* İnsan tabiatı, içgüdüleri birlikteliği zorluyor. Üstesinden gelmek ve yalnızlığı kabullenmek yoğun zihinsel efor gerektiriyor. Çoğu insan için bu eforu sarfetmektense sıradan evlilikler yapmak daha kolay hazmedilebilir.
* Kız çocukları zaten anne olmak, gelin olmak, eş olmak konusunda koşullandırılarak büyütülürler. Bu doğrultuda kendilerine becerikli olmak, hanım hanımcık olmak vs. bilgileri çaktırmadan yüklenir.
* Kadının doğasında evliliğe yatkınlık vardır. Kadındaki korunup kollanma, birilerine yaslanma ihtiyacı sevgili olmak, dost olmak vs. düzeyinde kaldığında mutsuzluk verir. Kadın garanti ister, evlilik bir garantidir. Hatta bu nedenle üniversitenin son yıllarında pek çok hanım kızımızın derdi bir an önce birini bulup evlenmektir.
* Toplum evlilik meraklısıdır. 23-24'lü yaşlara gelmeye başladığınız andan itibaren potansiyel bir gelin adayısınızdır. Toplum, insanın yaşamını "insan doğar, büyür, evlenir, ölür" şeklinde bellemiştir, beklentileriyle sizi yıldırır.
* Evli olmayan insanlar itibar görme konusunda biraz zorlanırlar nedense.
* Evli olmayan bayanlar iş ortamında her zaman tacize daha açıktır.
* Bekarlar için sosyal yaşam da zorlaşmaya başlar. Evli değilseniz her "gel bi yerlerde oturalım" diyene eşlik edebilecek avare bir insansınızdır. Kimse sizin "işim var, gelemem" lerinizi ciddiye almaz. Özellikle kendisi evli olan arkadaşlarınız bu konudaki bütün tavizleri sizden beklerler.
*Ev-lilik... Adı üstünde, kendine ait bir ev ve eşyalar edinip o evin içinde kendi kurallarını koyabilme isteğidir. Yaşam şartlarınız gereği aileden bağımsız yaşıyorsanız bu ihtiyacınızı kendi kendinize karşılamış olursunuz. Ailesiyle birlikte yaşayan insanlardan sadece kendi hayatını kurabilmek, ailesinin kural ve sınırlarından kaçabilmek için evlilik yapanlar çoktur.
* Devlet memurları için "eş durumu" diye bir tayin hakkı var. Onun için de evleniliyor.
* Yasal şemsiye özellikle ayrılma durumunda birlikte edinilmiş malların paylaşımını düzenliyor. Kanada'da birlikte yaşam süreniz (ikametgah beyanları ile takip edilir) altı ayı geçmişseniz evli olmasanız bile yasal haklar oluşmaya başlıyormuş.
* Evliliğin mutlak son, her derdin devası olduğu gibi bir izlenim var sanki. Oysa evlilik bir başlangıç... Asıl herşey şimdi başlıyor. Bu zamana kadarki manevi birikimimiz zorlu bir sınava giriyor. Çoğu insan bunun farkında değil ve "evlilik herşeyi düzeltir" düşüncesi içindeler. Evliliğin uyduruk insanları daha beter hale getirme olasılığı yüksektir.
* Can sıkıntısından evlenen ve çocuk yapan insanlar tanıdım. Pek çok evli insanın sosyal yaşamları birbirini tekrar eden rutinlerden ibaret, orjinallik sıfıra yakın. Tek renk, tek anlatılmaya değer hikaye çocukların büyümesi.
***
Pekiii bizde durum ne?
* Evlilikten anlaşılan toplumun ve devletin işe karıştırılması ise evliliğe karşıyım. Yok iki "olmuş" insanın birlikte bir hayatı özgürce seçmesi ise evlilik fanatiğiyim! Birlikte yaşam ancak tek başına elde ettiğimiz yaşam kalitesinden daha fazlasını elde edeceksek mantıklı. 1 + 1 > 2 olmalı. Eğer toplam hayat kalitemiz düşecekse yalnız kalmak daha iyi. Birbirini anlayan, seven ve birlikte sürekli daha iyiye giden iki insanın ortaklığı bu.
* Zıt kutuplar birbirini çeker lafının safsata olduğunu düşünüyorum. Uzun vadede işlemez. Temel değerlerin aynı olması, hoşlanılan şeylerde ortaklık gereklidir. Örneğin ben içe dönük bir insanım (bkz introvert), insanlarla toplu halde birşeyler yapmak benim için kural değil, istisnadır. Evimi, kendi iç dünyamı severim, gürültü patırtıdan nefret ederim. Dışa dönük biri benimle uzun vadede mutlu olamaz.
* Birlikte yaşamayı iki rakibin 100m yarışı gibi değil, aynı kayığın küreklerinin çekildiği, biri yorulduğunda diğerinin yükü omuzladığı iki ayrılmaz dostun hayatı ve kendilerini keşif macerası olarak görüyorum.
* Hayatta aynı renklere, aynı seslere aynı hisle yaklaştığınız kaç kişi var? Aile fertleriniz dışında kaç kişi sevgisinde şefkat gizler sizin için... Kaç kişiye güvenebilirsiniz , sonuna kadar? Kaç kişiyle olayları, sesleri , insanları aynı sözcüklerle tanımlarsınız. Kaç kişiyle bütün bir hayatı geçireğinize "gerçekten" inanırsınız?
* Birbirimize karşı içten, dürüst ve şefkatliyiz. Hep birbirimizin iyiliği ve her yönden gelişmesi için çaba sarfediyoruz. Anlaşamadığımız konuları saatlerce, günelerce konuşabiliyor, iyiyi, güzeli birlikte buluyoruz. Bu durumda insanın birlikte yaşamayı istememesi için deli olması lazım ;)
Kıymetli katkılarından dolayı sevgili eşime teşekkür ediyorum :)
Thursday, August 30, 2007
The three percent
thethreepercent.com:
"...only about three percent of any population is actually innovating - as opposed to inventing, improving…or watching the clock to get home in time for The Simpsons rerun hour."
"TheThreePercent is about anyone who finds themselves in the odd position of trying to change the rules. And for the habitual innovators, the creative misfits of corporate life and research labs everywhere - you’re home now, so kick off your shoes, relax, and tell us about your day."
IBM extreme blue:
"The Extreme Blue™ program is IBM's premier internship for top-notch students pursuing software development and MBA degrees. If you're chosen for the program, you become part of a team working in one of a dozen Extreme Blue labs around the world. Your team's challenge: develop the technology and business plan for a new product or service that addresses an existing market challenge."
How not to die:
"The odds of getting from launch to liquidity without some kind of disaster happening are one in a thousand. So don't get demoralized. When the disaster strikes, just say to yourself, ok, this was what Paul was talking about. What did he say to do? Oh, yeah. Don't give up."
"...only about three percent of any population is actually innovating - as opposed to inventing, improving…or watching the clock to get home in time for The Simpsons rerun hour."
"TheThreePercent is about anyone who finds themselves in the odd position of trying to change the rules. And for the habitual innovators, the creative misfits of corporate life and research labs everywhere - you’re home now, so kick off your shoes, relax, and tell us about your day."
IBM extreme blue:
"The Extreme Blue™ program is IBM's premier internship for top-notch students pursuing software development and MBA degrees. If you're chosen for the program, you become part of a team working in one of a dozen Extreme Blue labs around the world. Your team's challenge: develop the technology and business plan for a new product or service that addresses an existing market challenge."
How not to die:
"The odds of getting from launch to liquidity without some kind of disaster happening are one in a thousand. So don't get demoralized. When the disaster strikes, just say to yourself, ok, this was what Paul was talking about. What did he say to do? Oh, yeah. Don't give up."
Evidence based scheduling
Joel on software:
"When you think of writing code without thinking about all the steps you have to take, it always seems like it will take n time, when in reality it will probably take more like 4n time. When you do a real schedule, you add up all the tasks and realize that the project is going to take much longer than originally thought. The business people are unhappy."
Beat The Odds, by Joel Spolsky:
"Even when task estimates are done well, and they actually reflect the most likely amount of time that the task will take, you can't simply sum up estimates mathematically to get the project ship date, because when tasks go over, they go all this, using evidence-based scheduling and the Monte Carlo method, you can simulate your future schedule and generate a precise probability curve of possible ship dates that is far more informative and accurate than you get from naïve methods."
"When you think of writing code without thinking about all the steps you have to take, it always seems like it will take n time, when in reality it will probably take more like 4n time. When you do a real schedule, you add up all the tasks and realize that the project is going to take much longer than originally thought. The business people are unhappy."
Beat The Odds, by Joel Spolsky:
"Even when task estimates are done well, and they actually reflect the most likely amount of time that the task will take, you can't simply sum up estimates mathematically to get the project ship date, because when tasks go over, they go all this, using evidence-based scheduling and the Monte Carlo method, you can simulate your future schedule and generate a precise probability curve of possible ship dates that is far more informative and accurate than you get from naïve methods."
Thursday, August 16, 2007
Human Computation
Human beings are better than computers in solving some problems. If you could turn those problems into games and put on the web, people could play the game which in turn would provide solutions! ESP game is such a game. You can watch the human computation video to learn more. Very interesting indeed.
Saturday, August 11, 2007
Nişan Prosedürü
Uzun zamandır evlilik işleri nedeniyle blog yazamıyordum. Artık tüm işlemleri tamamladığımıza göre prosedürleri kritik ayrıntıları ile kaydetmeli ki evliliğin romantik birşeyden çok ciddi bir proje olduğunu herkes bilsin, ona göre ayağını denk alsın. Süreç yıpratıcıdır. "Vay ben çok aşıkım" diyerek bu iş olmaz, neden evlenmek istediğini iyi bilen sağlam bünye gerektirir ;)
İlk prosedür kız isteme/yüzük takma işlemidir (nişan da diyebiliriz):
Bir sonraki konumuz "neden evlilik" ve en zor mevzu olan nikahtır.
Subscribe to:
Posts (Atom)
