Tuesday, September 01, 2009

Learning to learn

(pdf) If I'd wanted to study, I would have gone to a real college:
[p.1] ...the ability to learn independently is more important than a mastery of specific knowledge areas.

[p.2] It also dawned on my reluctant mind that our pedagogical model at the college was based around this same “fire hydrant” methodology: present an incredible amount of information in a short time, and hope
that students retain at least some of it... Not that students will actually retain all these things as they are presented, mind you, but an instructor faced with a long list of topics to cover is tempted to present them as quickly as possible due to time constraints... Whatever complexity I eliminated from the problem that enabled me to solve it was where my understanding was weak.

[p.4] becoming independent learners is not just important, it is all-important... the real objection here was not the method, but rather the radical idea that learning might require significant effort on their part.

[p.5] I resolved to become more pro-active during my students' research time: rather than wait for them to ask for help, I would actively monitor their study and discussion, offering assistance when needed.

[p.5] It is not helpful to assign active research and problem-solving work as supplementary activities. In order for students to see the value of self-teaching, it must be central to the curriculum, not peripheral.

When research projects are merely tangential to instructor-led learning, students perceive the exercises as unnecessary, and much of the value is lost. Assistance must be available at every step of the process to help students learn, or else they may become frustrated. This assistance must also follow the same "active" mode as the rest of their learning. When a student requires assistance in researching information or solving a problem, lead them to the answer(s) they seek by asking questions and involving them directly in the discovery process. Dispense direct instructor-to-student transmission of knowledge like a doctor would prescribe cortisone: with caution, knowing that it is highly effective for specific problems in the short term, but crippling if used over an extended period of time.

[p.6] All courses can and should teach students how to learn, and be accountable to this goal by directly assessing each student's self-teaching ability.

mp3: Madness - It Must Be Love

Wednesday, July 22, 2009

Meta is Murder

Kendimde belirtilerini gördüğüm bir hastalık, Meta is Murder:
...be aware of what percentage of the time you're spending on meta. And consider: how is progress made in the world? By sitting around and debating the process of how things are done ad nauseam? Or by, y'know ... doing stuff?
---
When art critics get together they talk about Form and Structure and Meaning. When artists get together they talk about where you can buy cheap turpentine. —Pablo Picasso

Monday, July 20, 2009

Aya gidişin 40. yılı

Aya gidişin 40. yılı anısına Peter Schilling'den Major Tom (1983):



Dilime takıldı yahu:
Völlig losgelöst, von der Erde
Schwebt das Raumschiff
Völlig schwereloo-oo-oo-oo-os
loo-oo-oo-o-oo-ooos

Sunday, July 19, 2009

Misafirlik

Hayattaki herşeyi daha verimli hale getirmeden duramayan deli gönlün bugünkü konusu misafirlik. Misafirlik süreci şöyle işler: Epeyce bir tarih belirleyip erteleme faslından sonra nihayet iş kesinleştirilir. Misafir gelmeden iki gün önce alır bizi bir telaş. Her yer elektrikli süpürge ile süpürülür, akabinde paspas yapılır, sonra ne kadar yüzey varsa silinir (kendime not: eşya alırken az yüzeyli olmasına dikkat et, en iyisi hiç alma), lavabo, banyo, klozet, ayna derken ikimizin de imanı gevrer. Sonra ne pişirelim, tatlı ne olsun, şu şu meyvalardan da alalım diye alışverişe çıkılır. Birkaç saat de yemeğe harcanır.

Nihayet misafirler gelir. Başlar bir koşturmaca. Özellikle Derya'nın işi başından aşkındır. Yemekleri koyar, bulaşıkları toplar, çayı servis eder. Sürekli biten çayları kollamak zorundadır, beş dakikadan fazla muhabbette katılamaz. Tatlıları meyveler takibeder. E sonra da saat 23:00 olur ve "bize müsaadeler" başlar.

Hacı ne anladım bu işten? Özellikle Derya'nın muhhabbet dışı kalması ve yorulması canımı sıkıyor. Ben misafirliği bir izzet ikram faslı olarak değil, insanların sohbet edip birbirlerini tanıdığı bir aktivite olarak görüyorum. Hazırlık/servis faslını en aza indirmek ve muhabbete odaklanmak lazım. Önerilerim (D&Ş's Inn Rules):

* Özel, komple bir temizlik yapmayalım. Ortada duran kirli çorap gibi kaba ve kolay şeyleri halledelim yeter. Bırak yüzeyler dağınık kalsın.

* Yemek/ikram faslını dışardan pide/kebap/çizkrem söyleyerek çözelim.

* Sadece çay ikram edelim. Çayı biten gitsin kendi doldursun.

Tek istisnai durum yemeğin kendisinin aktivite olduğundadır. O zaman herkes işin bir ucundan tutacağı için bu kadar zahmetli olmaz. Misal cırdıngış:


Misafirliğe karşı değilim ama misafirlik evin hanımının marifetlerini sergilediği bir arena değil artık. Mevcut durum çok zahmetli, insanların birbirine gidip gelmesini zorlaştırıyor. En güzeli bir amaç etrafında (kamp, yürüyüş, ağaç dikme...) dışarda buluşmak olsa da arada bir ev ortamı da hoş oluyor. Hoşluğu arttımanın yolu muhabbete odaklanıp ikincil öneme haiz lojistik işlerini birlikte ve kolay yoldan halletmek.

Saturday, July 18, 2009

ÖSYM'ye öneri

Bu aralar tv'ler üniversite sınavı ile ilgili programlarla dolu. Programlara bağlananlar "kızımın 304.158 sayısal 2 puanı var, neresi olur" benzeri sorular soruyor. Üniversiteye girişte sadece sıralama önemli olduğuna göre ÖSYM'ye önerim şu: Sınav sonuç belgesinde büyük punto ile öncelikle kişinin kaçıncı olduğunu yazsınlar, puanı altta küçük olarak versinler. Üniversitelerin de taban puanlarını değil, taban sıralamasını ilan etsinler. Böylece her yıl değişen puanlarla milletin kafası karışacağına yıldan yıla pek değişmeyen sıralama ile daha net bir değerlendirme yapılabilir.

Yağışlı bir yaz

Yağışlı bir yaz geçiriyoruz, Temmuz ortasında olmamıza rağmen birkaç gün boyunca arka arkaya yağmur yağabiliyor. Gayet memnunuz, yoksa Ankara yazı bunaltıyor insanı.

Thursday, July 09, 2009

Gümrük

Yıllardır Amazon'dan kitap/DVD sipariş ederim, ilk kez gümrüğe takıldım. Paketimi almak için Yenimahalle'deki PTT Paket Müdürlüğü'ne gitmek zorunda kaldım. Metronun İvedik durağında inince yürüyerek 10 dakika:


Meğer paketin ederi 100 Euro'yu geçince böyle oluyormuş. Gerçi kitapların gümrükten muaf olması gerekiyordu ama içinde DVD olduğu ve bu sıcakta işimi çabuk halletmek istediğim için %10'luk vergimi ödemeyi tercih ettim. İşyerinden yarım gün izin almak zorunda kalmak ve vakit kaybı cabası. Neyse ki devlet kurumunda işimi tek seferde halletmeye şükreden biri haline geldiğimden memnun bile oldum(!)

mp3: Loituma - Leva's Polka (Remix)