Saturday, December 12, 2009

Devlet Görevlisi Dağılımı ve Ücret Politikası

Memleketin önemli sorunlarından biri devlet görevlilerinin mahrumiyet bölgelerine gitmek istememesi (kim ister?), söz konusu bölgelerin de mahrumiyet sarmalından çıkamaması. Mevcut yöntem zorunlu hizmet ile insanları zorla oralarda çalıştırmak. Örneğin zorunlu hizmetini tamamlamadan doktorlara diplomaları verilmiyor. Herkes eş durumu vb. yöntemlerle tayin olmaya çalışıyor, zorla güzellik olmuyor.

Tedbir alırken insanları zorlama kısmını minimumda tutmalı ki motivasyon yerlerde sürünmesin, kuralların etrafından dolanma yolları aranıp durulmasın. Önerim ücretleri arz/talebe göre belirlemektir. Çok tercih edilen yerlerde ücretler düşük, az tercih edilen yerlerde yüksek olsun. Üniversite sınavı ile aynı mantığa dayanıyor, piyasa ekonomisi kavramına da uygun. Herşeyi tepeden belirlemek yerine bırakın insanlar kendi iradeleri ile basit kurallara göre tercihini yapsın.

Diyelim Ankara’da ihtiyacın üzerinde başvuru var. İsteyen Ankara’ya gelsin, ancak asgari ücrete razı olacak. Günümüzde herşey bilgisayarlara aktarıldığından hesapları otomatik olarak yapmak mümkün. Ücretler her atama döneminde insanların tercihlerine göre yeniden belirlensin. Bu şekilde ülkedeki memur dağılımı daha homojen hale getirilebilir.

Örnek bir hesap: Aylık ortalama ücret 1200 TL, toplam aylık bütçe 1 milyon TL (yani atanabilecek eleman sayısı 800 küsur) ve atama bölgesi adedi 10 olsun. Bölgelerdeki ihtiyacı (arz) talebe bölerek arz/talep oranını bulalım (rakamları uydurdum). Bu oranın en düşük olduğu yerlerde insanlara asgari ücret (500 TL) verelim. Diğer yerlerde de ücreti arz/talep oranına göre dağıtalım:



Görüldüğü gibi en yüksek ücret 25 bin TL'yi buluyor, toplam bütçe olan 1 milyon TL %3 oranında aşılıyor. Hesabın detayını arttırarak bu aşım sıfıra çekilebilir. Sanırım ortalama ücretin 1200 TL olduğu bir yerde 25 bin TL (21 kat!) epeyce motive eder. Böylece insanlar isteyerek mahrumiyet bölgelerine tayin olur, zaman içerisinde arz/talep oranları dengeye ulaşır ve ülke geneline dengeli hizmet sunulabilir. Uzun vadede mahrumiyet bölgelerinin kaliteli hizmetle normal bölgeler haline gelmesi ümit edilir...

3 comments:

sidika SAKA said...

Bu çözüme göre Türkiyede olası tablo: Mahrumiyet bölgelerinde öyle yerler oluşturulurdu ki; kağıt üzerinde mahrumiyet bölgesi olmasına rağmen gerçekte koşulları oldukça iyi olurdu. Bu yerlere önerdiğin 21.000 TL maaşı almak üzere birilerinin yakınları topiller atandığından, gerçekten orada çalışmak isteyen (örneğin memleketi olduğu için, ihtiyacı olduğu için...) hiçkimse oralara atanamazdı. Ayrıca mahrumiyet bölegelerinin belirlenmesi konularına şaibe karışırdı. Mahrum bölgeler oraya gidip işini gerekli "motivasyonla" yapmayan ama maaşını tıkır tıkır alan "devlet görevlileri" yüzünden mahrum kalmaya devam ederdi. Özetle yine olmaaaaz!

Samil Korkmaz said...

Arz/talep yönteminde mahrumiyet bölgesi diye birşey belirlenmiyor. Sadece ücret arz talebe göre belirleniyor. Torpil mevzusunun çözümü daha zor. Ama yine de esas mesele insanların gittikleri yere isteyerek gitmeleri.

Umit said...

Aslında bu tarz bir yaklaşım, ülkenin farklı bölgelerindeki gelişmişlik uçurumunu da çözme yolunda bir adım olabilir. Sonuçta, 25000 TL kazanan ve bu parayı harcamak isteyen insanlar olduğuna göre (insanlar yaşamak için para harcamak zorundadırlar ve ihtiyaçlar tatmin edildikçe artar:)), onlara hizmet vermeye gönüllüler de çıkacaktır. Bu sayede yıllardır konuşulan ama boş konuşmadan öteye gidemeyen tersine göç de kendiliğinden gerçekleşmeye başlayacaktır.

Aslında çok benzer bir durum askerlik için de geçerli bence. Askerlik zorunlu olmaktan çıkartılıp, profesyonel yapılabilse, hem sayısı 100 binlerle ifade edilen iş imkanı açılacaktır, hem daha küçük ama daha yetenekli ve hareket kabiliyeti yüksek bir silahlı kuvvete sahip olunacaktır.