Sunday, December 28, 2008

Kış geldi

Kartalkaya bizi bekler...

Erkekler neden yemek yapmalı

Yemek yapmayı sevmem, harcanan vakte acırım. Damak zevkine düşkün değilimdir, beslenmek için yerim. Bu işin hapla halledileceği asr-ı saadeti umutla beklerim. Ancak modern zamanlarda yemek yapabilmek hayati öneme haizdir.

Erkeklerin yemek yapması için ilk akla gelebilecek neden kendi kendine yeterli, sağlıklı bir hayat sürdürebilmektir. Omlet-Makarna ikilisi arasına sıkışıp geri kalan zamanlarda pide-kebap söyleyerek ömür geçmez. İlk zorlukları (salça/yağ oranları, soğanın ne kadar sürede "öleceği" vb.) atlattıktan sonra yemek yapmanın aslında sanıldığı kadar zor bir iş olmadığı ve efora değeceği görülür. İnternet çağında tarif konusunda zaten sıkıntı yoktur.

Yemek, temizlik gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılarsanız yaşamınızı paylaşacağınız kişi için kriterleriniz daha insani olacaktır. Artık altınızı pışpışlayacak birini değil, kafa denginizi arayacaksınızdır. Uzun vadede huzurun anahtarı budur.

Eğer evli veya bir bayanla birlikte iseniz yemek yapabiliyor olmanız hemen her gün ekip çalışmasının zevkini çıkarabileceğiniz bir meşgale sağlayacaktır. Erkeğin "ben bütün gün çalışıp para kazanıyorum, onun işi daha hafif" diyerek mutfaktan kaçınması tembellikten ve bencillikten başka birşey değildir. Yemeğin zahmetine değil, ekip ruhuna konsantre olun. Eğer eşinizle birlikte zaman geçirmek size cazip gelmiyorsa o ayrı, o zaman zaten daha ciddi sorunlarınız var demektir.

Her ne kadar yemek işini angarya olarak görsem de yukarıdaki nedenlerden ötürü yemek yaparım, herkese de öneririm. Mütevazi mutfağımızın ürünlerini Yemeklerimiz bloğundan takip edebilirsiniz.

Afiyet olsun.


mp3: Monty Python - Always Look on the Bright Side of Life

Sunday, December 21, 2008

Farklar

Derya ile milyon tane ortak yönümüz var. Ender farklarımız da mevcut. Farklar hakkında fikir sahibi olmanız için aşağıdaki iki anıyı sunuyorum:

Ben 7 yaşlarındayken babamla birlikte okula doğru yürüyorduk.

Ben: İnşallah öğretmen hastadır da bugün ders olmaz.
Babam: Hmmm. Öğretmenin başına iyi birşey gelse de dersiniz öyle iptal edilse daha güzel olmaz mı?
Ben: Hmmmmmm... Öğretmenime piyangodan para çıkmış olsun, o da derse gelmesin.
Babam: Bak bu daha iyi.

Derya da benzer yaşlarda iken namı Çorum sınırlarını aşmış babaannesi ile arasında şöyle bir konuşmanın geçtiği rivayet edilir:

Derya: Babaanne bugün derse gitmek istemiyorum. Umarım öğretmene ikramiye çımıştır da okulu ekmiştir.
Babaanne: (sinirli bir ses tonuyla) Niye çıhıyomuş?!
Derya: ....hmmmm... Peki hasta olmuş olsa?

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

Thursday, December 18, 2008

Çocuk deneyi sonucu

Neris'le yapmayı planladığımız deneyi gerçekleştirdik. Deneyi iki kez tekrarladık. Birincide çikolata kullandık ve Neris'in odanın içinde hareket etmesine izin verdik:



İkinci deneyi birinciden 3 saat sonra yaptık. Bu sefer Neris'in en sevdiği sakızları kullandık ve sandalyede oturmasını istedik.



Sonuç olarak Neris beklediğimizden dayanıklı çıktı. Kumaş iyi.

Bayaa uğraştırdı beni bu video işi. Kamera videoyu bilgisayara mpeg-2 olarak aktarıyor. Movie Maker ile açtığımda sadece ses track'ini tanıyor. Ulead Video Studio ise sadece görüntü track'ini görüyor!

Ben de Movie Maker ile sesi audio dosyası olarak kaydedip sonra sesi Ulead'e ekledim. Geri kalan kesip biçme, yazı ve efekt ekleme işlerini Ulead ile yaptım. Ancak Ulead ile video süresini kısaltmayı beceremedim, son cut işlemini yine Movie Maker ile yaptım. Son olarak da Google video'ya yükledim. Velhasıl 5 dakikalık video 1 saat uğraştırdı.

Monday, December 15, 2008

Guidelines on Writing a Philosophy Paper

Guidelines on Writing a Philosophy Paper:
You'll usually begin by putting some thesis or argument on the table for consideration. Then you'll go on to do one or two of the following:

o Criticize that argument or thesis

o Offer counter-examples to the thesis

o Defend the argument or thesis against someone else's criticism

o Offer reasons to believe the thesis

o Give examples which help explain the thesis, or which help to make the thesis more plausible

o Argue that certain philosophers are committed to the thesis by their other views, though they do not come out and explicitly endorse the thesis

o Discuss what consequences the thesis would have, if it were true

o Revise the thesis in the light of some objection

Don't begin with a sentence like "Down through the ages, mankind has pondered the problem of..." There's no need to warm up to your topic. You should get right to the point, with the first sentence
"Intelligence and capability are not enough. There must be the joy of doing something beautiful." - Dr. G. Venkataswamy

The High-Res Society:
Startups seem to go more against the grain, socially. It's hard for them to flourish in societies that value hierarchy and stability, just as it was hard for industrialization to flourish in societies ruled by people who stole at will from the merchant class. But there were already a handful of countries past that stage when the Industrial Revolution happened. There do not seem to be that many ready this time.

Saturday, December 13, 2008

Gücüksu Hikayeleri

Geçmişte (1950'ler) köy yaşantısı içine kapalı ve kendi kendine yeterli imiş. Arazi bakir ve su bol olduğu için 1'e 125 oranında ürün almak normalmiş. Bugünlerde oran 1'e 20 civarında. Verim düşüşünün sebebi ilkel tarım ve aşırı sulama.

Göksun'da ise tarım, dolayısı ile refah iyi durumda değilmiş çünkü su seviyesi yüzeye yakın olduğundan (o tür topraklara cimiz deniyor) bataklık imiş. Gücüklüler için Göksun'a gitmek önemli birşey değilmiş. Sonradan kanallarla sular azaltılıp Göksun'un verimi arttırılmış.

Çok az şey satın alınırmış. Satın alınanlar: Zeytinyağı, kumaş, şeker, tuz. İkinci Dünya Savaşı döneminde onlar da karneye bağlıymış.

Kışa girmeden önce her aile et ihtiyacı için özellikle verimden düşmüş ineklerini keser, etlerini kurutur, yöh (Çeçen sucuğu) gibi ürünlere dönüştürürmüş. Hayvanın içyağı tuzlanır ve kış boyu yemeklere lezzet vermesi için kullanılırmış. İçyağı hayvanın iç organlarını koruyan ince yağ tabakasıdır, kuyruk yağı ile karıştırmayınız.

Turşu yapılırmış ancak sirke olmadığından ekşitme işlemi nohut, üzüm gibi malzemelerle gerçekleştirilirmiş. Sirkesiz nasıl olabildiğini hala anlamış değilim.

Patatesler yere kazılmış ve içi çamurla sıvanmış kuyulara (bir çeşit gömülü küp) konurmuş. Patateslerin arasına saman serpilirmiş. Sanırım nemi almak ve yastıklama için.

Annem siskil severmiş. Siskil mısır unundan yapılmış ekmeğin süte doğranmasıdır. Beyaz un ancak varlıklı insanların evinde olurmuş. Diğerleri buğdayın vahşi hali olan koyu renki ve sert çavdar ekmeği yaparmış. Bildiğimiz buğdayın tohumunu ekersen vahşi hali olan çavdar bitiyormuş, enteresan. Bal da yine varlıklıkların evinde bulunan, bayramlarda tatlı olarak ikram edilen bir ürünmüş.

Anne ve babamın çocukluğunda bilinmeyen şeylere örnekler: Domates, patlıcan, portakal

Haftada bir cuma günleri banyo yapılırmış. Cuma günü herkes temizlenir ve en iyi kıyafetlerini giyip namaza gidermiş. Tabi namazın akabinde hazır o kadar Çeçen bir araya gelmişken eski defterler açılır ve adet olduğu üzere kavga edilirmiş(!)

Köye adını veren Gücüksu deresi (gözden çıkıyor):


Köyün kazadan, beladan korunması için her yıl ilkbahar başlangıcında kurban (hayrat) kesilir. Maddi durumu elverenler katılıyor, etler tüm köylüye dağıtılıyor. 2007 yılındaki hayrattan görüntüler:



Bonus: Yanyurt (Gücüksu dağının yan cephesi)

Thursday, December 11, 2008

Çocuklarla deney

Çocukların değişik davranış özelliklerini ortaya çıkaran ve gelecekte nasıl insanlar olabileceklerine dair ipuçları sunan deneyler çok ilgimi çeker. Örneğin Child of Our Time belgeselini severim. İlgimin bir nedeni çocuklarla deneylerin insan davranışlarını en yalın halde gözler önüne sermesi sayesinde kendimi tanımam, karakter özelliklerimin - özellikle de sorunlarımın - kaynağını anlamam. Diğer nedeni ise araştırmacı/öğrenmeci kişiliğim.

Derya ile kendi çapımızda deneyler yapalım dedik ve kurban olarak da Neris'i seçtik:


...ve marshmallow deneyi ile başlamaya karar verdik.
"Who would ever guess that a brief observation of a four-year old alone with a marshmallow would be an excellent predictor of college entrance exam scores — twice as good a predictor as IQ test scores?"



Deneyi Derya yapmalı, çünkü ben yaparsam Neris bana hayran olduğu (!) ve dediklerimi başkalarına kıyasla genellikle dinlediği için sabrını test etmiş olamayız. Ayrıca deney çocuğun normalde yaşadığı ev ortamında değil, başka bir ortamda yapılmalı. Deneyi bizim evde yapmayı planlıyoruz, tamamlandığında sonuçları paylaşırız. Güncelleme: Deneyi yaptık.

Güncelleme (10 Ocak 2012) [The willpower trick]:
Without exception, these “high delayers” all relied on the same mental strategy: they found a way to keep themselves from thinking about the treat, directing their gaze away from the yummy marshmallow. Some covered their eyes or played hide-and-seek underneath the desk. Others sang songs, or repeatedly tied their shoelaces, or pretended to take a nap. Their desire wasn’t defeated — it was merely forgotten.
Başarı ile alakalı ilginç bir başka deney de: The power (and peril) of praising your kids
Emphasizing effort gives a child a variable that they can control,” she explains. “They come to see themselves as in control of their success. Emphasizing natural intelligence takes it out of the child’s control, and it provides no good recipe for responding to a failure.
Aklımıza yeni deneyler geldikçe buraya ekleyelim:

* Yüksek bir yerden düşme refleksi
* Aynada kendini tanıma. Yaş grubu: birkaç aylık
* Empatiyi ölçme, farklı duyguları algılama

Monday, December 08, 2008

Lisans Eğitim Eleştirisi

1997 yılında tamamladığım üniversite lisans eğitimimden memnun değildim. Ders programı ağırdı, bilginin gerçekle bağlantısı eksikti ve bu sanki marifetmiş gibi böbürlenilirdi. Öğretim görevlilerinin azımsanmayacak bir kısmı eğitimin ne olduğundan habersiz, kendilerini geliştirmeyen ukala kişilerdi. Dönem sonlarında öğrencilere öğretim görevlilerini değerlendirmeleri için formlar verilirdi, ama eğer bunlar azıcık bile değerlendirmeye alınmış olsa epeyce bir öğretim görevlisi Darülaceze'ye gönderilirdi. Beğendiğim kişiler de vardı tabi: Orhan Kural (rahmetli oldu), Nevzat Özgüven, Kemal Özgören, Turgut Tümer ilk akla gelenler. Ama üniversitenin sorunları birkaç kahraman tarafından çözülemez, sistem bakışı gerekir.

Bölümü bitirirken tuhaf insanların sebebi belirsiz kurallarına göre oynamaktan, robot muamelesi görmekten sıkılmıştım. Üstelik de bunlar memleketin en iyi üniversitesi geçinen ODTÜ'de oluyordu. Diğer üniversitelerdeki durumu düşünmek beni endişelendiriyor.

iz r childrens lrnng?:
They [students] take three to five classes, each with separate sections and lab assignments, each with its own schedule of papers and readings and adults to suck up to... But on top of that most students go to activities and clubs, work an on- or off-campus job, party in the evenings, and try to maintain relationships. When you run the math, there just isn't enough time to care.

So students instead focus on doing what's required of them: just scraping by. Anything that won't impact their grade much is tossed and a desire to learn becomes a desire to pass. It's hard to imagine any sincere desire to learn surviving such a harried schedule.

Again, this is all something completely invisible to the professors. They spend their days worrying about tomorrow's lecture and are shocked when students don't do the same. But the students haven't had time: they've had two more classes and who knows how many assignments in the interim. And, anyway, they only picked this course because it filled a convenient hole in their schedule, they're not even sure what it's about.

Aklıma takılan ve cevabını aradığım sorular:

* Üniversitelerin amacı nedir? Lisans eğitiminin üniversite camiasındaki öncelik derecesi nedir? Sanki çoğu üniversite, gençlerin enerjisini sömürüp problem yaratmalarını engellemek ve oyalanmalarını sağlamak amacına sahipmiş gibi davranıyor. Yani tonla alakasız bilgi, mümkün olan en sıkıcı biçimde sunuluyor ve sınavlar bu bilgileri geri istiyor.

* Ders programları ve içeriği nasıl belirlenir, ne zaman güncellenir? Öğrencilerin teknik gelişmelerinin yanısıra kendini ifade etme gibi temel sosyal becerileri ne derece göz önünde bulundurulur?

* Makale yazıp proje yapanlarla ders verenler neden aynı kişiler olmak zorunda? Özellikle lisans eğitimini makale uzmanlarına değil de eğitim uzmanlarına bırakmak gerekmez mi?

* Vergi mükellefinin parası ile finanse edilen üniversitelerin başarısı nasıl ölçülür, nasıl ölçülmelidir?

İnancım, doğru düzgün bir tasarımla üniversite eğitiminin çok daha eğlenceli, faydalı ve kısa hale getirilebileceğidir. En azından iyi öğrencilerin tercih ettiği yerlerde durum böyledir. Hatta abartayım, ilkokuldan üniversite sonuna kadarki bölümü 20 yıl yerine 10 yılda halletmek mümkündür.

CS OMG WTF?
"...at state-funded Universities, professors live or die by the papers they publish in coordination with grad students. Their performance in the classroom counts for almost nothing, and most of them wouldn't teach at all except that they are required to by the state. Their funding comes from research projects (that the grad students do), and the more successful and widely-praised their projects are, the more money the professors get. Period."

Sunday, November 30, 2008

Kamu ve Bilgi Paylaşımı

Bugün ODTÜ'de rutin pazar koşumuzu yaptıktan sonra duş için salona gittiğimde salonda Basketbol Yıldız B Milli Takımı Seçmelerinin yapıldığını gördüm.

On dakika boyunca 50 kadar adayın top sürüşünü, gözetmenlerin onları yönlendirişini izledim. Kendi ortaokul-lise voleybol takımı zamanlarımı düşündüm. O zamanlar Sivas Selçuk Anadolu Lisesi'ndeydim ve Ankara'daki müsabakalar çok ileri düzey, fantastik şeyler gibi gelirdi. Gerçekten de Sivas şartlarına göre öyleydi, çünkü bugün temel saydığım bilgileri bile bulmak mümkün değildi.


Seçmeler videoya kaydedilse, arada gözetmenler hangi alıştırmanın niçin yapıldığını anlatsa, bunu da Google Video'ya koysa (Youtube kapalı çünkü!)... 15 yıl önceki Şamil gibi bilgiye aç elemanlar bu videolara bakıp yıldız milli takıma alınma kriterlerinin ne olduğunu, nasıl tiplerin o seçmelere katıldığını görebilirler ve böylece parmakta top çevirme benzeri artistik işler yerine, daha sonuç alıcı antrenmanlar yapabilirler. İyi yetişmiş bir eloğlu (11 yaşında) için bkz. (Youtube) Basketball Prodigy

Benzer şekilde kamuda (üniversiteler, konservatuarlar, spor akademileri vb.) üretilen bilgilerin paylaşıma açılması gerektiğini düşünüyorum. Böylece potansiyeli olan ancak şansı olmayanların önü bir nebze açılır, insan kalitesi yükselir. Devir bilgi saklama devri değil, bilgi paylaşma devri...


mp3: Mezdeug (Kafkas)

Macintosh Folklore

Interesting Apple/Macintosh stories from around 1980's:

Black Wednesday

Switcher

Real Artists Ship

The Times They Are A-Changin'



Bonus: Original Sergey Brin and Larry Page paper from 1998 that launched Google (pdf): The PageRank Citation Ranking

mp3: Diana Krall - Autumn Leaves

Sunday, November 23, 2008

Traş bıçağı traş makinesine karşı

Birkaç ay evvel traş makinesi teknolojisine geçmeye karar verip Philishave Coolskin aldım. Başlangıçtaki tahriş hissi zamanla geçer diye bekledim, iki ay kadar ısrarla traş makinesini kullandım. Tahriş bölgeleri şunlar idi:


Tahriş bir türlü geçmedi, üst dudakla burun deliklerinin birleştiği yere ince ayar da hep zor oldu. Traş makinesinin benim hassas cildime uygun olmadığını karar verdim.

Hazır deneysel çalışıyoruz, dedim şu afilli Gilette Mach 3 traş bıçağını da boşverip gariban dostu Bic'i deneyeyim.


En iyi randımanı Bic Metal'den aldım. Traşı rahat, temizlemesi kolay. Üstelik Mach 3'ün beşte biri fiyatına! Öyle sanki uzay gemisi tasarımı yapılıyormuş gibi reklamı yok. Tekrar minimalist günlere döndüm, rahata erdim.

Aşağıdaki fotonun konuyla alakası yok, sadece bir aydır bizi canımızdan bezdiren sifon sorununu çözmek maksadıyla benim için bir ilk olan komple sifon sökme ve yenisini takma işini başardığımın vesikasıdır, kayıtlara geçsin istedim. Artık tam manasıyla ev erkeği oldum (!):


mp3: Metallica - Nothing Else Matters

Saturday, November 22, 2008

Bilgisayar çöktü

Benim bilgisayar 6 ayda birden 2 yılda bire kadar değişen aralıklarda çöker. Sanırım sabit diskimde sorun var, zamanla "paslanıyor". Çökme mesajı genellikle windows'un ihtiyaç duyduğu dosyaların bulunmadığı şeklinde olur.

Asayişi tekrar berkemal hale getirmek için yöntem:

* Bilgisayarın CD'den açılması için BIOS'ta gerekli ayarı yap
* Windows XP kurulum CD'sini tak, bilgisayarı restart et
* CD'den açılırken alt satırda "eğer ek sürücüler yüklemek istiyorsanız F6'ya basın" gibi bir mesaj geçer. Benim diskim SATA olduğu ve disketten sürücüsünü yüklemek gerektiği için F6'ya bas
* Zamanı gelince disk sürücüsünü yüklemesini söyle
* Repair'i seç, command prompt'a düş
* Öncelikle chkdsk /p /r yaz, yaklaşık 2 saat sürer (kaynak: How to Fix: “An Error Occurred During Directory Enumeration”)


* exit yaz, herşeyin yolunda gitmesini ve windows'un açılmasını ümit et.
* Olmazsa Windows XP Crashed? adresinde yazılanları yap
* O da olmazsa hapı yuttun, sabit diski formatlaman ve XP'yi (ve bilcümle programı) baştan kurman lazım, gitti bir günlük işgücü
* Format da yemezse yeni sabit disk al
* Yeni sabit disk te olmazsa bilgisayarınla vedalaş

mp3:

* Samuel Barber - Adagio for Strings
* Kiziroğlu Mustafa Bey

Thursday, November 20, 2008

Bir kitap daha

Sabah servisinde kitap okuma işi sayesinde 15 günde 300 sayfa devirir hale geldiğimden eldeki kitap stoku nihayet erimeye başladı, hatta amazon.com'a yeni sipariş bile geçtim. Darısı sıradaki kitaplarımın başına...

Bugünkü kitabımızın adı History Lessons: How Textbooks Around The World Portray U.S. History. Konu Amerikan tarihi ancak asıl ilginç olan Amerikan tarihinin başka ülkelerin (misal Kuzey Kore, İran) resmi tarih kitaplarında nasıl anlatıldığı! Tarih yazımının ne kadar kaypak bir zemin, ne kadar propaganda dolu olduğunu görmek için iyi bir fırsat oldu. Bizim tarih kitaplarımızda anlatılan olayların örneğin Suriye, Irak, Yunanistan ve Ermenistan müfredatında nasıl ele alındığını bilmek isterdim. Kitap fikri arayan yayıncılara duyrulur(!)

Kitabın diğer faydası farklı ülkelerin farklı konulara önem vermesi nedeniyle olaylara siyah-beyazdan daha zengin tonlarda ve bütünsel bakmanın, mevzuların sebep-sonuç ilişkilerini anlamanın mümkün hale gelmesi.

[p.xvii] One way to begin to understand ... societies and their diversity is to look at their history, how time has formed them and made them who they are. History, then, is one possible avenue toward better understanding.

[p.267] [North Korean Junior High School text] The American bastards look down upon Chosun People. As the saying goes wolf-dogs should be conquered with clubs, we should show to those ignorant invaders what our true color is.

[p.377] [French text] Despite the UN, NGOs like Doctors Without Borders and Catholic Charities, and innumerable treaties signed between states, the law of the jungle prevails.

Monday, November 03, 2008

Kitap önerileri

Beğendiğim kitaplardan bir kuple, okunmasını tavsiye ederim. Hepsinin ortak noktası etrafımızda olup biteni daha iyi anlamamızı sağlayacak bilgiler sunmaları.

Complications:

Atul Gawande isimli bir cerrah tıbbi konuları gerçek olaylardan yola çıkarak analiz ediyor. Tecrübesiz doktorların eğitimi adına hastalar ne kadar riske atılmalı, doktor hataları nasıl ele alınmalı, hasta kendisi ile ilgili tıbbi kararlarda ne kadar pay sahibi olmalı gibi hayati soruları tartışıyor. Heyecanlı ve eğlenceli. Tıp camiasını anlamak için mutlaka okunmalı, eninde sonunda hepimiz onların eline düşeceğiz çünkü.
[p.7] [Medicine] is an imperfect science, an enterprise of constantly changing knowledge, uncertain information, fallible individuals, and at the same time lifes on the line. There is science in what we do, yes, but also habit, intuition, and sometimes plain old guessing.

[p.253] Disaster occurs, and we call that a tragedy. But if someone writes it down, we call it science.

Beyond Fear:

Bruce Schneier güvenlik sistemlerinin nasıl tasarlanması gerektiğini, bugünkü sistemlerin çoğunun göz boyamanın ötesine geçmediğini anlatıyor. Terörizmin günlük hayatın parçası olduğu zamanımızda sağlıklı akıl yürütebilmek için böyle aklı selim ile yazılmış kitaplar önemli.
[p.8] When it comes to security, fear is the barrier between ignorance and understanding. To get beyond fear, you have to start thinking intelligently about the trade-offs you make.

[p.9] Ignoring reality is not an effective way to get healthier, or smarter, or safer, even though it might temporarily make you feel better.

Chances Are:
İstatistik ve olasılık kuramlarının ne kadar önemli olduğunu, temel olasılık bilmeden yapılabilecek düşünce hatalarını akıcı bir dille anlatıyor.
[p.3] Questions like "How do you know that?" and "What if it's not like that?" pose real problems - problems that have kept philosophy hard at work for over two thousand years.

[p.7] Every new observation brings with it a freight of information: some of it contains the vital fact we need for drawing conclusions, but some is plain error. How do we distinguish the two? By getting a sense of likely variation.

Guns, Germs, and Steel:
Tüfek, Mikrop ve Çelik adıyla Türkçe'ye çevrilmiş olan önemli bir eser, çok satanlar listesinden hiç inmeyecek gibi. İnsanlık tarihinde neden bazı medeniyetler serpilirken çoğu yokoldu? Coğrafyanın, ikliminin etkisi nedir? Zor sorulara akllı cevap önerileri getiriyor.
[p.25] We're assured theat the seemingly transparent biological explanations for the world's inequalities as of A.D. 1500 is wrong, but we're not told what the correct explanation is. Until we have some convincing, detailed, agreed-upon explanation for the broad pattern of history, most people will continue to suspect that the racist biological explanation is correct after all. That seems to me the strongest argument for writing this book.

Collapse:

Guns Germs and Steel'in yazarı bu sefer odak noktasına yok olup giden medeniyetleri koymuş, günümüzdeki duruma ışık tutmaya çalışmış (durum parlak değil). Beni özellikle Easter adası ve Grönland hikayeleri etkiledi.
[p.38] Only when the public pressures its politicians will the companies behave differently: otherwise, the companies would be operating as charities and would be violating their responsibility to their shareholders.

[p.240] ...the Greenlanders found themselves in a very difficult environment. While they succeeded in developing an economy that let them survive there for many generations, they found that variations on that economy were much more likely to prove disastrous than advantageous. That was good reason to be conservative.

Sunday, November 02, 2008

Devrim Arabaları

Haftasonu Devrim Arabaları filmine gittik, konusu 1960'lardaki yerli araba üretim çalışması. Film hakkındaki özet görüşüm: İyidir, gidiniz.

Memlekette benim bildiğim ilk mühendislik filmi. Üstelik de hamaset dozu çok düşük ve seyri keyifli. Sonunda yerli bir filmde kahramanlar mühendis olabildi. Palavra toplumundan üretim toplumuna geçiyor muyuz ne? Daha dramatik olan Ordot projesi ve tayyare fabrikası hikayeleri de umarım gelecekte çekilir.

Ayrıntılara gelir isek... Arabanın görücüye çıktığı finalde makam arabası olarak benzini olmayan siyah araba yerine beyaz arabanın önerilememesi iki seçeneği akla getiriyor: Ya mühendisler gerizekalı (benzini boşalttıkları halde yedek benzin almamışlar) ya da acaip bir baskı ve korku ortamı var. Tahminim baskı ortamı ama onu da film bize aktaramadı. O dönemki baskıyı/tedirginliği hissetirecek sahnelere ihtiyaç var, bir-iki sokağa çıkma yasağı sahnesi yeterli olmaktan uzak.

Yerli dizilerden pek alışık olduğumuz "doğuran bayan" klişesi bu filmde de vardı. Filmlere/dizilere heyecan katmak için konulduğunu sandığım doğuran bayanlara hayır diyorum (!)

İki çift laf da mühendis grubuna etmek istiyorum: O dönem için zor şartlar altında can siperane, takdire şayan bir iş yapmışlar. Filmden anladığımız kadarı ile mühendisleri toparlayan Gündüz Bey daha önce kapatılan tayyare fabrikasında da çalışmış, yani epeyce bir mühendislik/yöneticilik deneyimi olmalı, memlekette işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeli. Cemal Gürsel'in kendi popülaritesi için bir propaganda malzemesi olarak kullanmak istediği açıkça belli olan (öyle olmasa çalışmaya destek devam ederdi) bir işe ya girişmez, ya da etrafına "Gençler, başımızdakiler bizden zorlu bir iş istediler, maksatları da temelde propaganda. İşin arkası gelmezse darılmaca yok. Ama mühendislik becerilerimizi keskinlemek, yeni şeyler öğrenmek ve teknik macera yaşamak istiyorsanız alın size fırsat" demeli idi. İyi mühendisin en sevdiği iş zorlu/öğretici bir görevdir, basit işler sıkıcıdır. O ekipte yer alırdım ama işlerin de gerçekte nasıl döndüğünü bilmek isterdim. Bu anlamda en akıllısı tayyare işinde çalışmış diğer kişi olan Latif. Eleman durumun farkında. Gündüz ise bir yönetici için söylenebilecek en kötü şeylerden biri olan "saf" sıfatını hak ediyor.

Diğer akıllı tipler ise bakanlık görevlileri. Adamlar Cemal Gürsel'in amacının farkındalar, teknikten ve iktisattan anlamayan "büyüklerin" ipinde oyun oynamaktan sıkılmışlar. Hamasetle değil, rakamlarla konuşuyorlar (kârlı olabilmek için yılda 20 bin araba üretimi gerektiği vs.). Filmde sanki projeyi baltalamak için çok fena işler yapabileceklermiş gibi bir hava veriliyor (misal ben olsam fabrikada "kazara" yangın çıkmasını sağlardım) ama yapa yapa ödeneği azaltmak gibi son derece sıkıcı ve etkisiz tedbirler uyguluyorlar. Onları eleştirebileceğimiz nokta iktisadi kaygıları boşverip projeye memlekete iyi bir teknik ekip yetiştirme projesi perspektifinden bakmamamları olabilir.

En gıcık tipler ödülünü ise gazetecilere vermemiz şaşırtıcı olmaz. 1960'lardan beri memleketteki ensesi kalın gazetecilik anlayışının değişmediğini görmek için bugünkü anlı şanlı gazetelere/tv'lere beş dakika bakmamız yeter.

Velhasıl kelam güzel film, benzerlerinin devamını istiyoruz.

Wednesday, October 29, 2008

Org gelişmeleri

Ekim ortasında Yamaha A300 TR orgu aldım ve ilk özel dersimizi de yaptık. Klasik gitar bilgimin önemli faydasını gördüm: Notadan çalabiliyor, yüzük ve serçe parmaklarımı birbirinden bağımsız hareket ettirebiliyorum. Şu an On Top of Old Smokey parçasını çalabilecek durumdayım:



Günde yaklaşık 1 saat çalışıyorum. Müzik çalışmalarımı belgelemek için Şamil's Music isimli ayrı bir blog oluşturdum.

Saturday, October 25, 2008

Blogspot ve engelli memleket

Nisan ayındaki blogspot'un yasaklanması öngörüm sonunda gerçekleşti. Sürpriz olmadı tabi, sıradaki adayım Facebook. Yetkilileri göreve çağırıyorum, vatandaşa tuvalet duvarlarındaki "bunu yazan tosun" mecrası dışında kendini ifade imkanı verilmesin lütfen, körpe dimağlar zehirlenmesin, hep sıfır noktasında durulsun!


Okuma parçası: Söyleyemediklerimiz

Thursday, October 23, 2008

Cool Book Review

That's how a book review should be (a review of Good to Great, review title "Why GtG is a brain-dead book"):
Books like Good to Great prey on the fact that you napped through statistics--if you'd been caffeined up during those dull lectures, you'd have remembered the fallacy of composition (the coin flipper's exercise), the distinction between random outcomes and relevant ones, and the enormous difference between what's causal and what's coincidental.

Look, there's nothing new in business: there are only a few basic strategies, and only a few macro and microeconomic truths. Ever notice how fads like supply side economics, the Japanization of America, the endless bull market, the end of history, The New Economy and the Macarena all seemed to collapse under the weight of basic market concepts you already knew?

So SNAP OUT OF IT, gulp down that double espresso, go back to your old and boring (but still accurate and useful) Michael Porter, Adam Smith, Karl Marx, Benjamim Graham, and Burton Malkiel, and stop chasing misallocated or downright blockheaded metaphors from Who Moved My Cheese, The Art of War and poor, misunderstood Charles Darwin, and for God's sake, please take a pass on this Three Card Monte of a book.
Lesson: Most reviewers are plain dumb. Always make sure you read the one star (i.e. poor) reviews of popular books. You can also look at the other reviews of the same person to get an idea of what he likes. I myself once felt into the trap of buying a business book by looking at positive reviews. Later, I wrote the following review for Creating Contagious Commitment:
You could sum all of this book's content in just one page, even one paragraph: Design processes on the basis of usability. Include in process design activities people who will use the process. If you don't convince people about the merits of a new process, they won't use it, worse they will sabotage it. Once the process catches momentum, it will spread quickly.

Now, if you repeat this a thousand times with slightly different sentences, add a thousand "tipping point" phrases, a lot of tables and graphs of questionable use, voila, you have a book.

It is a wonder to me how it got such a high rating.
You can apply this lesson to everything you buy, like hotel bookings. Negative reviews usually yield deeper insight.

Monday, October 20, 2008

Spotçular Çarşısı

Fatih sayesinde haberimiz oldu, Arda sayesinde bilgilendik: Ulus'ta İtfaiye meydanı denilen yere yakın spotçular çarşısı var. Tüm dükkanları 1 saatte gezebilirisiniz. Özelliği yeni beyaz eşya ve elektronik cihazları piyasanın yarısına yakın fiyatlarla alabilmeniz. Önceleri "çalıntı mal mı yoksa?", "defoludur", "garantisi yoktur" gibi çamurlar atmak istedik pahallı pahallı yaptığımız alışverişleri haklı çıkarmak için. Heyhat, ekşi sözlük der ki:
4. Beyaz eşya ve elektronikte ülkenin o anki ekonomik koşullarına göre tüketiciye %40-50'lere kadar indirim şeklinde yansıyan ticaret biçimi. likit paraya ihtiyacı olan yetkili bayii malını piyasa fiyatının oldukça altına spotçulara satar, fabrikaya taksitle satılmış gibi gösterir, her ay taksit tutarını fabrikaya öder. beyaz eşya firmalarının böyle bir oluşuma izin vermediği söylenir, gelin görün ki ankara'da yerini herkesin bildiği ve kapısında tabelası olan bir "spotçular çarşısı" bulunmaktadır..
---
26. 1)bayinin firmaya aylık olarak taahhüt ettiği kadar mal satamamasından dolayı firmaya imtiyazını kaybetmemek amacıyla, toplu halde, görünürde sermayesine veya zararına, spotçu tüccarlara mal satması sonucu ortaya çıkan düşük karla peşin çalışılan piyasa

2) firmanın peşin satış alıp ile vadeliye kullandırarak satması sonucu önceden zararına, ama vadeli satış sonrasında daha yüksek karla parayı çevirmesi esasına göre çalışan toptan alıcıların oluşturduğu piyasa

3) tüm ürünlerin 1.el olup, faturalı ambalajlı satıldığı piyasa

4) tüm ürünler fabrika tarafından garantisi var olan piyasa

Hatta orada esnafın bir kısmının anlı şanlı alışveriş merkezlerinde pahallı mal satan mağazaları da varmış. Sanırım anahtar "peşin para"... Bundan sonra birşey alacaksam araştırma listeme spotçuları da ekleyeceğim.

Saturday, October 11, 2008

Yaşasın Milchschnitte!

Almanya'da geçen çoçukluk günlerimden özlemle andığım çikolata/kek ürünlerinden biriydi Milchschnitte. Ne zaman biri "Almanya'ya gidiyorum, var mı istediğin?" dese "Yasal olarak mümkün olan en fazla miktarda Milchschnitte getir" der, açık çek yazardım.


Meğer 2007'den beri Türkiye'de Süt Dilimi adı altında satılıyormuş, ben yeni farkettim, hemen aldım üçer beşer. Kinder Pingui de gelmiş, ondan da edindim bir numune:


Milchschnitte/Süt Dilimi'nin ne kadar nefis birşey olduğu hakkında daha fazla malumat ekşi sözlük yazısında. Marketlerde peynir/yoğurt ürünlerinin bulunduğu soğutmalı kısımda yer alır. Yeyiniz, yediriniz...

mp3: Ümit Besen - Nikah Masası

Friday, October 10, 2008

Compartmentalization

Compartmentalization
Why are so many seemingly intelligent, rational people caught in the grip of the irrational beliefs of religion? Law, engineering, chemistry, mathematics... fields that require a great deal of thinking, seem to be no guarantee of rational thinking.

The root of Compartmentalization, I believe, is the fear of death, and the inability to conceive of their own non-existence. People are so afraid of dying, of leaving everything they know and love, that they are willing to believe a lie, a fairy-tale, in order to comfort themselves.

Stevey's Blog Rants

Business Requirements are Bullshit
You can look at any phenomenally successful company, and it's pretty obvious that their success was founded on building on something they personally wanted. The extent that any company begins to deviate from this course is the extent to which their ship starts taking on water.

And the key leading indicator that they're getting ready to head off course? You guessed it: it's when they start talking about gathering business requirements.

Because, dude, face it: if it's something you want, then you already know what the requirements are. You don't need to "gather" them. You think about it all the time. You can list the requirements from memory. And usually it's pretty simple.
Done and get things smart:
You want someone who's superhumanly godlike. Someone who can teach you a bunch of stuff. Someone you admire and wish you could emulate, not someone who you think will admire and emulate you.

They're your seed engineers: the ones who will make or break your company with both their initial technical output and the engineering-culture decisions they put into place — decisions that will largely determine how the company works for the next twenty years.

Tuesday, October 07, 2008

Success & Motivation

Success & Motivation:
Most people won’t put in the time to get a knowledge advantage. Sure, there were folks that worked hard at picking up every bit of information that they could, but we were few and far between. To this day, I feel like if I put in enough time consuming all the information available, particularly with the net making it so readily available, I can get an advantage in any technology business.

Always ask yourself how someone could preempt your products or service. How can they put you out of business? Is it price? Is it service? Is it ease of use? No product is perfect and if there are good competitors in your market, they will figure out how to abuse you. It’s always better if you are honest with yourself and anticipate where the problems will come from.

The point of all this is that it doesn’t matter how many times you fail. It doesn’t matter how many times you almost get it right. No one is going to know or care about your failures, and either should you. All you have to do is learn from them and those around you because…

All that matters in business is that you get it right once.

Then everyone can tell you how lucky you are.
mp3: Shirley Bassey - If you go away

Saturday, October 04, 2008

Kamikaze

When death came before dishonour:
One of the most tragic tales in Mr Axell's book is that of Lieutenant Hajime Fujii who, in December 1944, was turned down for a kamikaze mission because he was a family man. A few days later he returned home and found a note from his wife Fumiko. She had drowned herself and her two children, one-year-old Chieko and Kazuko, four, in the Arakawa river to free her husband for his mission. Five months later he flew to his death off Okinawa. The Japanese Government was so shocked by this incident they prohibited its publication until the war was over.

The soldier who wouldn't quit:
As Onoda was departing to begin his mission, his division commander told him, "You are absolutely forbidden to die by your own hand. It may take three years, it may take five, but whatever happens, we'll come back for you. Until then, so long as you have one soldier, you are to continue to lead him. You may have to live on coconuts. If that's the case, live on coconuts! Under no circumstances are you to give up your life voluntarily." It turns out that Onoda was exceptionally good at following orders, and it would be 29 years before he finally laid down his arms and surrendered.

mp3: Nine Inch Nails - Just like you imagined

Saturday, September 27, 2008

Gel de org alma!

Youtube'da milletin müzik videolarına bakıp ağzın sulanmaması mümkün değil. Özellikle Ronald Jenkees kardeşimizin eserlerini beğendim. İki örnek YouTube videosu aşağıda:



Monday, September 22, 2008

Simulink

Simulink'i dededen kalma yöntemlerle kullanmak yerine hayatınızı kolaylaştırmak istiyorsanız Seth on Simulink blogunu takip ediniz.

Simulink videolarının hepsini izleyiniz, benim özellikle ilgimi parameter estimation çekti, denemeli.

Bu arada Simulink'teki Simscape içerisinde elektrik elemanlarının (direnç, kapasitör vs.) modellenebildiğini keşfettim ve hepimizin lisede tanıyıp sevdiği (!) RLC devresini oluşturdum, akımın zamana göre değişimini çizdirdim:


Olası kullanım alanı: ÖSS fiziğin elektrik sorularını çözmede, farklı alternatifleri değerlendirme kullanılabilir. Ya da hobi olarak elektrikle uğraşıyorsanız evin sigortasını attırmadan önce Simulink ile tasarlarsınız. Ha, Simulink öyle SketchUp gibi bedava değil, bir kaç bin dolarcık.

mp3: Michael Oldfield - Sentinel

Sunday, September 21, 2008

Sketchyphysics ile mekanizma

Sonunda SketchyPhysics ile ilk çalışır demomu yaptım. Tabi bir makina mühendisi olarak en sevdiğimiz mekanizma olan slider-crank'ı modelledim. Kısa video aşağıda.



Nasıl yapıldığına dair fikir için bkz. YouTube'daki piston örneği

Bunu niye mi yaptım? Çünkü mekanizmaları/akıllı tasarımları severim. Ayrıca bkz. Hayatın Anlamı.

Çok yakında (inşallah):

* Garaj kapısı mekanizması
* Dolap kapağı mekanizması

mp3: Foo Fighters - The Pretender
What if I say I'm not like the others?
What if I say I'm not just another one of your plays
You're the pretender
What if I say that I'll never surrender?

So who are you?

Nihayet yaz bitti!

Temmuz ortasından Eylül ortasına kadar 30C üstü sıcaklıkları ile bunaltan yaz nihayet bitti, sevdiğimiz kapalı hava ve yağmur mevsimi başladı. Zaman yağmur seyredip hayal kurma zamanıdır...


mp3: Green Day vs Oasis - Boulevard of Broken Dreams & Wonderwall (Remix)

Wednesday, September 17, 2008

The Kardashev Scale

The Kardashev Scale:
"The Kardashev scale is a general method of classifying how technologically advanced a civilization is. It was first proposed in 1964 by the Soviet astronomer Nikolai Kardashev. The scale has three designated categories called Type I, II, and III. These are based on the amount of usable energy a civilization has at its disposal, and the degree of space colonization. In general terms, a Type I civilization has achieved mastery of the resources of its home planet, Type II of its solar system, and Type III of its galaxy."

Monday, September 15, 2008

Experiment in Physics

Experiment in Physics
How do we distinguish between a valid result and an artifact created by that apparatus? … He [Hacking] pointed out that even though an experimental apparatus is laden with, at the very least, the theory of the apparatus, observations remain robust despite changes in the theory of the apparatus or in the theory of the phenomenon. …Observing the predicted effect strengthens our belief in both the proper operation of the microscope and in the observation.

Hacking correctly argues that it would be a preposterous coincidence if the same pattern of dots were produced in two totally different kinds of physical systems. Different apparatuses have different backgrounds and systematic errors, making the coincidence, if it is an artifact, most unlikely. If it is a correct result, and the instruments are working properly, the coincidence of results is understandable.

The Skeptic's Guide to Physics:
As fallible as your own judgement may be, it is the only authority you can trust. So make sure you can trust it! Tolerate no confusion, no uncertainty, no obscurity. Be skeptical of everything you read until you have thought it through and satisfied yourself that it is indeed correct. If you successfully cultivate this habit, you will be a Physicist.

mp3: Iron Maiden - Run to the hills

Saturday, September 13, 2008

Risk Yönetimi

Risk yönetimi sınırlı kaynaklar altında risk ile yaşamasını becermek anlamına gelir. Büyümek, kazanmak bilgi ve yaratıcılığın yanısıra risk almayı gerektirir. Risk yönetimi için sıkça kullanılan yöntem riskin olma olasılığı ile risk gerçekleştiğinde başımızın ne kadar belaya gireceğine dair rakamları belirleyerek (istatistik yoksa işkembeden sıkarak) bunların çarpımlarının yüksek olduğu durumlara karşı tedbir almaktır.


Bence çarpım işlemine girmesi gereken iki faktör daha var:

* Riski ortadan kaldırmak için ödenecek maliyet

* Riski ortadan kaldırma çalışmalarının yaratacağı verimlilik düşüşü, moral kaybı

Güzel bir örnek şirketlerin bilgi güvenliğini sağlama çalışmalarıdır. Örneğin bilgi güvenliğini sağlamanın en kolay yollarından bir tüm bilgisayarların USB girişlerini ve DVD yazıcılarını iptal etmektir. Ama o zaman PC'deki sunuşu laptop'a aktarmak gibi işler kabusa döner, bilgi işlemin yükü artar.

Bir başka örnek de şifrelerin sık sık değiştirilme zorunluluğu benzeri önlemlerdir. İnsanlar zırt pırt karmaşık şifreler üretip hatırlayamadığından gittikçe daha basit, dolayısı ile de tahmini kolay şifrelere yönelirler. O zaman da güvenliği arttırmak için oturtulan sistem aslında güvenliği azaltmaya başlayabilir.

Velahsıl risk yönetimi aşağıdaki unsurladan oluşan zahmetli bir süreçtir:

* Riskin gerçekleşme olasılığı
* Gerçekleştiğinde ne kadar sıkıntı yaratacağı
* Riski düşürmek için kullanılacak yöntemin maliyeti
* Yöntemin olası yan etkileri:
** Yöntemin çalışma verimliliği üzerine etkileri
** Riskin artması

Yöntemi belirlerken ilk yapılacak iş insanların bilgilendirilmesi ve ikna edilmesidir. Akabinde küçük çaplı uygulamalarla iteratif ilerlenmesidir. Aksi takdirde riskleri yönetiyoruz yanılsaması yaşanır, kimse de mutlu olmaz.

Bonus: Risks that Increase Probability of Death by One Chance in a Million


mp3: The Rolling Stones - Angie

Monday, September 08, 2008

In Defense of Not-Invented-Here Syndrome:
Pick your core business competencies and goals, and do those in house. If you're a software company, writing excellent code is how you're going to succeed. Go ahead and outsource the company cafeteria and the CD-ROM duplication. If you're a pharmaceutical company, write software for drug research, but don't write your own accounting package. If you're a web accounting service, write your own accounting package, but don't try to create your own magazine ads. If you have customers, never outsource customer service.

Saturday, September 06, 2008

Bir milyon yıl sonra

Londra'daki bilim müzesinin en hoşuma giden kısımlarından birisi müzedeki kitapçıydı. Bilimle alakalı çok sayıda ilginç ve eğlenceli kitapla doluydu, hepsini alasım gelmişti. Nefsime hakim olup yalnızca şu üçünü aldım:


Üç kitabın ortak özelliği normalde ciddi bilimsel kimlikleri olan insanların uçuk konular üzerinde hayal güçlerini serbest bırakmaları sonucu ortaya çıkan yazılardan oluşmaları. İlk ikisini bitirdim, fena değillerdi, ilginç fikirler vardı. Erinmezsem bir ara özetini yazarım. Bu yazıyı yazmama neden olan ise üçüncü kitap, Year Million.

Kitabın konusu gelecekle ilgili fantazi ve öngörüler. Gelecekten kasıt da önümüzde elli yıl değil, bir milyon yıla kadar neler olabileceği! İlk kez bir kitabı daha bitirmeden yazıyorum çünkü kitabın birinci bölümü (özellikle de Steven B. Harris tarafından yazılan Ch.3) beni uzun zamandır hiçbir kitabın eğlendirmediği kadar eğlendirdi. Hatta zaman zaman sayfadaki tüm satırları işaretleme isteği geldi:


Bir kaç pasaj:
[s.xxii] Today we should welcome, and even study, every serious attempt to envisage the future of our race; not merely in order to grasp the very diverse and often tragic possibilities, but also that we may familiarize ourselves with the certainty that many of our most cherished ideals would seem puerile to more developed minds. To romance the far future, then, is to attempt to see the human race in its cosmic setting, and to mould our hearts to entertain new values.

[s.59]... your present brain sits shock-insulated in the dark, and gets only a view of feel of the world by means of chains of digital signals coming from sense organs.

[s.78] The philosopher Schopenhauer noted "A man can surely do what he wills to do, but he cannot determine what he wills."

[s.81]... even the ideas of "force" and "free will" become a bit mixed if the only sense of purpose of a designed creature is the satisfaction of your desire.

mp3: Duran Duran - Wild Boys
They tried to tame you
Looks like they'll try again

Friday, September 05, 2008

"Gelen aramalar aktarması etkin" mesajının iptali

Yaklaşık bir yıldır cep telefonumla birini aradığımda aradığım kişi isminin görünmesinden yarım saniye sonra ekranda "gelen aramalar aktarması etkin" diye fuzuli bir mesaj beliriyordu. Bu da Turkcell'in kendi kendine halt yemesinden kaynaklanıyordu. Böyle bir servis veriyorsan bile her aramada niye gözüme sokuyorsun?! Arada "bi saniye kimi arıyordum ben" diye kafam karışıp telefon ekranına baktığımda aradığım kişinin adı yerine bu gerizekalı mesajı görüyordum.


Bugün mesajı artık görmemeye karar verip internete baktım biraz. Tabi genellikle olduğu gibi doğru dürüst Türkçe içerik yoktu. Turkcell'in web sayfasından bulmaya çalıştım, beceremedim. En sonunda "naalet olsun" deyip Turkcell'in telefonunu aradım. Ellibin tane menu, seksenbin tane reklam dinledikten sonra benim istediğim seçeneğin olmadığına kanaat getirip rastgele seçenekleri zorladım. Nihayet karşıma bir müşteri temsilcisi çıktı, o da cahil çıktı, bir Turkcell teknik servisine gitmemi önerdi.

"Allah razı olsun" deyip tekrar Turkcell websayfasına yöneldim, gözüme KimAramış servisi takıldı. "Sık sorulanlar" sekmesine basınca bu servisten kurtulmak için KIMARAMIS IPTAL yazıp 7515 ’e mesaj göndermemin yeterli olduğunu gördüm. Denedim, hakkaten telefonuma huzur geri geldi.

Sunday, August 24, 2008

Her yıl yeni birşey...

Her yıl yeni bir beceri edinmek üzerine Derya ile konuşuyoruz bu aralar. Düşününce epey vaktimiz var. Günde 8 saat uyursak uyanık vakit = 7*16 = 112. İşimiz günde 8 (mesai)+1 (öğle tatili)+2 (ulaşım)=11 saat, haftada 55 saat eder. Günde ortalama 2 saat yemeğe gitse haftada 14 saat eder. Haftada 7 saat günlük hazırlık (sabah traş/duş vs.), 5 saat de genel temizlik ve ütü benzeri işlere, 10 saat de spora gitse boş zamanımız = 112 - (55 + 14 +5 + 10 + 7) = 21. Diyelim %50 verimle çalışabileceğiz (eş/dost ziyareti, alışveriş vs.) = 10 saat. Bu vakti kıvır zıvır ile değil de bizi ileriye götürecek şeylerle değerlendirmek lazım. Yarın birgün istesek de değelendiremeyebiliriz (vakit olmayabilir, sağlık bozulabilir vb.). Vakit konusunda en büyük risk internet gezintileri/blog yazıları... Burada disipline olup katı süreler koymak lazım.

Unutmadan: Televizyon izleyerek hayatını boşuna harcamayı zaten bıraktın değil mi?

Benim ilgimi çeken alanlar: Müzik (gitar, piyano), resim (kara kalem), dans (ça ça, çeçen ve kaafe). Maksat sanatçı olmak değil, müziği/resmi/dansı anlayıp eğlenebilecek kadar beceri kazanmak.

Bu yıl için kendi adıma gitar ve piyano arasında karar veremedim. Sanırım en az yatırım gerektirecek olan ve ne kadar eforla ne kadar mesafe alınabileceğini bildiğim konu gitar. Geçmişte birkaç yıl klasik gitar dersi almışlığım var. Evde gitar mevcut zati. Günde ortalama 1 saat çalışsak haftada 7 saat eder (10 saatten az), bu süre mütevazi gitar becerisine yeter.


Şu hava sıcaklıkları 30 derecenin altına inerse gitarımı tekrar tozlu köşesinden alıciim (belki de piyano... dediğim gibi hala karar vermedim). Klasik eserlerin yanısıra eş dostu eğlendirecek şarkı repertuarı da hoş olur. Hüzünlü ağır şarkılar değil, mümkün mertebe neşeli şeyler (misal Sezen Aksu'nun söylediği Yalnız Kullar)... Sevdiğim klasik gitar parçaları (çoğunu çalabiliyor idim):

* Greensleeves video 1, video 2

* J. S. Bach: Air on a G String

* Francisco Tarrega: Etude in E Minor

* Luys de Narváez: Guardame Las Vacas

* Francisco Tarrega: Adelita

* Minuet in G by J.S.Bach

* Romance

* Bach: Bourree in E-Minor

* Adagio de Albinoni

* Spanish Dance No 2 (Oriental) by Enrique Granados

* Stanley Myers: Cavatina

* Isaac Albeniz: Asturias

* Francisco Tarrega: Recuerdos de la Alhambra

Saturday, August 23, 2008

Procrastination (erteleme)

İnsanlığın en büyük problemlerinden biridir erteleme, önemli işler dururken lüzumsuzluklarla vakit geçirme. İngilizcesi procrastination'dır ve çözümü ile ilgili literatür geniştir.


İşleri ertelemeden, bıçak kemiğe dayanmadan yapabilmek için bugüne kadar edindiğim tecrübelere dayanarak iki önerim var:

1. İşi daha küçük parçalar halinde yap.

2. İşin ne kadar zor/sıkıcı olduğuna değil, iş bittiğinde elde edeceğin faydaya, rahatlamaya odaklan.


Örnekler:

* Dağ gibi ütü birikmişse öncelikle sadece acil giyeceklerini ütüle. Enerjin oldukça diğerlerini de halledersin. Hem başta amacın bir gömlek ve pantolon ütülemek olduğundan ek olarak iki parça tişört de ütülersen beklenenden fazlasını yapmış birinin haklı gururunu hissedeceksin :P

* Blog yazarken müthiş bir yazıyı tek seferde çıkarmaya çalışmak yerine önce yazının ana çatısını kur, sonra yavaş yavaş araları doldur. İlla bir oturumda yazman gerekmiyor.

* Karmaşık bir optimizasyon yazılımı hazırlaman gerekiyorsa önce problemin anlamlı en basit halini kodla. Bu sırada hem daha düzgün düşünecek, hem de ne kadar çok düşünmediğin ıvır zıvır sorunu (text dosyası okuma, floating point sorunları vs.) çözmen gerektiğini göreceksin. Ayrıca elinde küçük de olsa çalışan bir ürün olacak, kendi kendini tebrik edeceksin.

* Spor amaçlı koşu öncesinde koşunun ne kadar yorucu olacağına değil, sonrasında yaşayacağın ferahlamaya odaklan.

* Tüm evi temizlemek yerine öncelikle mutfağı temizlemeyi hedefle.


Daha fazla bilgi için bkz. How to be more productive

Fotoğrafların kaynağı: http://stuff.thdesign.be/forum/varia/OS.html

mp3: Sezen Aksu - Yalnız Kullar

Şu gelen yar olaydı
Elinde nar olaydı
İkimiz bir gömlekte
Yakası dar olaydı

Thursday, August 21, 2008

Google Calculator

Uzun zamandır Google Calculator kullanıyorum. Özel olarak calculator diye birşey açmıyor, doğrudan google arama kutusuna yapmak istediğiniz hesabı yazıyorsunuz.

Bugün google'ın birden fazla birim içeren hesapları da yapabildiğini keşfettim. Örneğin şöyle bir dairesel hareket problemini ele alalım: Çizgisel hızımız 20 knot, açısal hızımız 5 derece/saniye ise çizilen dairenin yarıçapı metre cinsinden nedir? Normalde hızı m/s, açısal hızı rad/s birimine çevirip işlem yapardık. Ama google'da birimleri olduğu gibi girip 20 kts / 5 degrees/s= ? m yazıyoruz:


Başka ilginç hesaplamalar:

* 1000 dolar kaç lira eder?

* Dünyanın yarıçapı nedir?

* Mars’ın kütlesi nedir?

Bonus: American Rhetoric - Top 100 Speeches

mp3: Bach - Toccata and Fugue in D Minor (Phantom of the Opera)

Wednesday, August 20, 2008

Lessons from Challenger Disaster

The Challenger Disaster is a good case study of the importance of efficient engineering communication (and the perils of inefficient data presentation).


"Information designer Edward Tufte has used the Challenger accident as an example of the problems that can occur when information is presented unclearly. He argues that if Morton Thiokol engineers had more clearly presented the data that they had on the relationship between cold temperatures and burn-through in the solid rocket booster joints, they might have succeeded in persuading NASA managers to cancel the launch. Tufte has also argued that poor presentation of information may have affected NASA decisions during the last flight of the Columbia"

Edward R. Tufte, Visual Explanations:
[p.78]: “...a lack of visual clarity in arranging evidence is a sign of a lack of intellectual clarity in reasoning about evidence”

[p.52]: “Failure to think clearly about the analysis and the presentation of evidence opens the door for all sorts of political and other mischief to operate in making decisions. For the Challenger, there were substantial pressures to get it off the ground as quickly as possible... Had the correct scatterplot or data table been constructed, no one would have dared to risk the Challenger in such a cold weather.”

[p.53]:”...there is a great difference between giving orders to a mathematician or a philopher and giving them to a merchant or a lawyer; and demonstrated conclusions about natural and celestial phenomena cannot be changed with the same ease as opinions about what is or is not legitimate in a contract...” -- Galileo Galilei, Letter to the Grant Duchess Christina of Tuscany, 1615

Remembering the Mistakes of Challenger:
"The teleconference resumed and NASA heard that Thiokol had changed their mind and gave a recommendation to launch. NASA did not ask why. ‘That was stupid on our part, that was dumb,' said Lovingood. 'We should have said 'give us your rational for changing your mind' but a guy sits in a meeting, that is a good for launch meeting and he doesn't stand up in front of the train to stop it, he's go. No one stood up, so everyone was go for launch."

Lessons learnt:

* Engineers should learn how to present technical information clearly (read Tufte)

* Managers should have a basic understanding of risk (like what safety factor is, how safe launch probabilities are calculated)

* Customers should not intimidate subcontractors (duh!)

* Customers should not only question decisions that are against their wish, but also decisions that are in line with their desires

Copy of telefax sent to Kennedy and Marshall centers by Thiokol detailing the company's final position on the January 28 launch of mission 51-L. Source: http://history.nasa.gov/rogersrep/v1ch5.htm

Finding latitute and longtitude in Google Maps

Although Google Earth displays latitude and longitude information, Google Maps does not show latitude and longitude.


If you want to obtain latitude and longitude in Google Maps, you can do the following (from Obtaining Geographic Coordinates):
Find the place you require coordinates for, and double click on it to centre the map around that point. Then click the "link to this page" link, and the coordinates (in degrees and parts of a degree in decimals) appear in the address bar, eg "http://maps.google.co.uk/?ll=51.455558,-2.605047&spn=0.032304,0.069523". In this case the latitude is 51.455558, and the longitude is -2.605047. The reverse is possible by entering the lat and long into the search bar, with a space between them.

Another way is to go to http://pagesperso-orange.fr/universimmedia/geo/loc.htm

Saturday, August 16, 2008

Arı Problemi

Köyde sayıları rahatsız edici boyutlara ulaşan kızıl arıları (eşek arısı) kontrol altında tutmak için Wasp Traps sitesinde anlatılan basit tuzağı yaptım.


Kısa zamanda pet şişenin içi arı ile doldu ve arı sorunu hafifledi.


Tuzağı basitçe anlatacak olursak:

* 1 litrelik pet şişeyi üst kısımdan kes
* Şişeye biraz su doldur, suya biraz sıvı sabun koy (suya düşen arıların ölümünü çabuklaştırmak için)
* Kestiğin ağız kısmını ters çevirip şişeye sok ve bantla
* Dip kısma (şişe kapağının olduğu yere) reçel, bal benzeri arıları çekecek bir yiyecek sür
* Yiyeceği günde iki kez tazele

Arılar reçele geldiğinde aşağı düşüyor ve bir daha da çıkamıyorlar. Sanırım hem zekaları, hem de uçuş kaabiliyetleri yetersiz kalıyor.

Tabi bu tip tuzak ve ilaç işlerine arılar bizi canımızdan bezdirmedikçe girmiyor, canlıların yaşam hakkına saygı gösteriyoruz.

Friday, August 08, 2008

Gücüksu Hikayeleri

Annemlerin çocukluğu zamanında depremlerin sebebi şöyle açıklanırmış: Dünya bir öküzün boynuzları üstünde durur, öküzün etrafında da bir sinek dolanırmış. Öküz sineği kovalamak için kafasını salladığında deprem olurmuş. Bu inanış çok eski çağlardan gelmektedir. The Iranian:
In Persian popular belief the origins of earthquakes are attributed to the position of the globe on the horns of a bull, itself resting on a fish. When the bull is tired or, according to others, when there is too much injustice in the world, he becomes impatient and shifts the globe from one horn to the other, with resulting earthquakes.

Aşkaabat'taki deprem heykeli
Güneş tutulması sırasında da teneke kutulara vurarak ve silah atarak gürültü edilirmiş. Kimse nedenini de bilmezmiş. Sanırım bu adet Çin'den gelme. Çin'de güneş tutulmasının güneşi yutmaya çalışan bir ejderhadan dolayı olduğuna inanılırmış. Çinliler ejderhayı ürkütüp kaçırmak için ellerinden geldiği kadar gürültü yaparlamış ve tabi her seferinde başarıya ulaşırlarmış. Bkz. The Sun Eating Dragon.


Gördüğüm kadarı ile soru sorma bizim nesilde izin verilen bir beceri. Bizden öncekilerin ya aklına "peki hacı o öküz neyin üstünde duruyordu" diye sormak gelmiyor veya soranlar muhtemelen "bre zındık" benzeri tepkilerle canından bezdiriliyordu. Tüm soruların anası olan "bu sonuca nasıl ulaştın" sorusu ise bizim nesilde bile henüz çok yeni bir bakış açısı.

Hazır hızımızı almışken biraz daha anlatalım:

* Gücük'te kocasının başka bir eş daha alacağından şüphelenen kadınlardan muska/büyü işine meraklı olanlar (misal babaannem) tedbir olarak kocasının çorbasına bir miktar leylek boku karıştırır, böylece erkeğin hevesinin geçeceğine inanırmış. Başka biriyle evlenme hevesini bilmem ama tarhana çorbası hevesini kaçıracağı kesin (!)

* Geçenlerde annem elektrik kurumunu aramış. Köyde bir elektrik telinde sorun varmış, annem de yangın çıkabileceğinden endişeliymiş. Karşısındaki görevli ile dialog:

Annem: İyi günler, bizim köyde bir elektrik teli sorunu var, yangın çıkabilir diye korkuyorum. Bakması için birini gönderir misiniz lütfen?

Görevli: İnşallah çıkmaz yenge, inşallah çıkmaz.

Annem: Tamam inşallah da bir görevli gönderir misiniz?

Görevli: İnşallah birşey olmaz yenge, inşallah birşey olmaz.

Annem: Kardeşim, anladık da önce tedbir alalım, sonra inşallah...

Görevli: Herşey inşallahla başlar, ne yani sen inşallah'ın gücüne inanmıyor musun?

Annem: Bakınız, kuzum...

Görevli: ...birtakım spastik laflar daha...

Annem: Allah'ından bulasın! (Telefonu kapatır)

Bkz. Kadercilik

Wednesday, August 06, 2008

Londra seyahati

23-27 Temmuz tarihlerinde Londra'daydık. Londra'da en dikkat çekici olan kalabalık ve yüksek tempo idi. Caddelerin darlığından yan yan yürümek pek nasip olmuyordu. Bir de hep soldan yürümek gerekiyordu.

Melbourne House Hotel'de konakladık. Oteli beğenmedik çünkü klima yoktu ve caddeye baktığından geceyarısına kadar gürültü oluyordu. Hava da bunaltıcı olunca rahat etmedik. İyi yanları otelde kettle olması, sabah kahvaltısı dahil olması ve yardımsever çalışanlardı. Ama oteli önermem.


Yemek konusunda Londra daha rahattı. Kaldığımız otelin yakınında Sainsbury's vardı. İçindeki yemek seçenekleri Paris'teki Monoprix'ten çok daha fazlaydı. Diğer alternatif de Tesco marketleri. Favori yemeğimiz makarna üstü ton balığı salatası oldu. Otelde kettle olduğu için makarna yapabildik.

Londra metrosu başarılı, herşey gayet açık seçik. Kendinize bir Oyster kart alıp lazım oldukça bu karta para yüklüyorsunuz. Yine de her seyahat 1.5 pounda patlıyor. Tek sıkıntı aşırı kalabalık, hele de iş çıkış saatlerinde... Resmen sele kapılıyorsunuz. Metronun kendisi de acaip gürültülü çalışıyor, bağırmadan anlaşmak imkansız. Eğer uzun mesafe gidecekseniz her durağın 3 dakika süreceğini düşünerek hareket edin, metro demek ışınlanmak demek değil (biz bir randevuyu kaçırdık bu yüzden).

Gezdiğimiz yerler:

Science Museum (bilim müzesi), giriş bedava. Simülatör 4 pound, son derece gereksiz. Müzenin güzel yanı interaktif olması. Özellikle küçük çocukların ilgisini çekecek oyunlar mevcut. Daha yeni yürümesini öğrenmiş çocukların ne yaptıklarını pek anlamadan da olsa bilim ile eğlenceli bir etkileşime girmelerini görmek güzeldi.

Natural History Museum (doğa tarihi müzesi), giriş bedava. Science Museum'un hemen yanında.






Buckingham Sarayı. Sarayın etrafı mahşer günüydü, sarayda da bir numara yoktu, içini zaten gezemiyorsunuz.



London Eye, giriş 16 pound, sıra yarım saat. Önemli birşey değil, es geçilse olur.




Hyde Park. Güzel ferah bir yer. Londra şehir kalabalığından kurtulmak için birebir.








London Aquarium, 13.5 pound. Büyük bir akvaryum, tam boy köpek balıkları var, gidilebilir.





Otelde internet bilgisayarı yoktu, ama yakında bir halk kütüphanesi vardı. Orada randevu alarak bedava internete bağlanmak mümkün. Her kesimden vatandaşın kütüphaneyi kullanıyor olduğunu görmek hoşuma gitti. Bunda kütüphaneden bilgisayar oyun ve film dvd'lerinin de alınabiliyor olması etken. Bizdeki tozlu, sıkıcı kütüphane görüntüleri ile tezat oluşturuyor.

Dediğim gibi, Londra kalabalık, öyle müthiş bir mimari de yok. "Acep nasıl para kazanırız" diye London Eye, Dungeons, Madame Tussauds gibi şeyler uydurmuşlar. İnsanlar şaşırtıcı derecede pis, sağa sola çöp, şişe atmaktan rahatsız olmuyorlar. Londra için söyleyebileceğim özellikle Paris'ten sonra yorgun argın ve klimasız bir otelde kalarak gitmeye değmediğidir. Zati yarısını da gezmedik. Özel bir nedeniniz yoksa Londra'yı boşverin mirim.



mp3: Kara gözlüm (Ayırmasın mevlam)

Tuesday, August 05, 2008

Üniversite Sıralaması

ODTÜ-Mezun'dan gelen email'de Webometrics isimli bir üniversite sıralama sitesinden bahsediyordu. Siteyi inceledim, anladığım kadarı ile sıralamada kullanılan kriter üniversitelerin internet üzerinde ne kadar zengin şekilde yer aldıkları (bkz. Methodology). Dikkatimi çekenler:

* İlk 3: MIT, Harvard, Stanford

* İlk 25 üniversitenin tamamı Amkerikan. İlk 200'ün 106'sı Amerikan. Almanya 3., Norveç 10., Türkiye 29. sırada (bkz. Distribution by Country):


* ODTÜ 390. sırada. İlk 500'deki diğer üniversiteler Boğaziçi (455) ve Bilkent (489). İlk 4000'de yer alan son üç üniversitemiz: Osmangazi (3549), Atatürk (3571), Işık (3622) (bkz. Universities of Turkey).

* Suudi Arabistan'daki King Saud Üniversitesi 380. sırada, yani ODTÜ'nün üstünde ! Bkz. Top Arab World

İş desteksiz övünmeye geldiğinde mangalda kül bırakmayan yurdum insanı/yöneticisi tez zamanda "ayinesi istatistiktir kişinin, lafa bakılmaz" demeli ve aklını başına devşirmelidir.

Wednesday, July 30, 2008

Üvez

resim: The Diptera Site
Köyde halk arasında üvez denilen minik sinekler başımıza bela oldu, kendimizi üvez partisinin ortasında bulduk. Oturdum acep bir çare var mı diye interneti taradım.



Öncelikle bu sineğin bilimsel adının Simulium, ingilizce isminin ise Black Fly olduğunu buldum. Biz üvezler çürümüş ağaçlarda ürüyor zannederken meğerse larvaları suda büyüyormuş. Sivrisinek larvalarının aksine durgun suda değil de hafif akışa sahip sularda yaşayabiliyorlarmış. Nedeni sivrisinek larvaları hareketli iken üvez larvalarının taş ve bitki parçalarına tutunarak gelip geçen organik artıklarla beslenmeleriymiş.

İşin kötüsü bu sineklerin kökünü kurutacak bir çözüm yokmuş çünkü av bulmak için 10 km kadar uçabiliyorlarmış. Ama en azından parti vermelerini engellemek için bahçeyi sulamada kullandığımız suları gün boyu açık tutmamaya, sadece günde birkez kısa süreli yoğun sulama yapıp sonra suyu kesmeye karar verdik. Eğer larvalar ertesi güne çıkamazlarsa üvez derdi hafifler diye ümit ediyorum. Diğer seçenek de sulama kanalına boru döşemek olabilir. O zaman da borunun tıkanmasını engellemek gerekir.

Şamil Korkmaz Gücük'ten bildiriyor.

Ayrıntılı bilgi için bkz:

* http://en.wikipedia.org/wiki/Simulium

* http://www.denniskunkel.com/DK/Insects/26328E.html

* http://creatures.ifas.ufl.edu/livestock/bfly.htm

Tuesday, July 29, 2008

Paris gezisi

19-23 Temmuz tarihlerinde Paris'e gittik. Paris'te dikkatimizi çeken çok sayıda tarihi eserin olması. Şehrin turistik merkezindeki tarihi-mimari doku korunmuş, İstanbul gibi içine edilmemiş.



Paris'te gezmek kolay, Şanzelize dışında caddeler kalabalık değil.







Kaldığımız otel Best Western Star Champs-Elysées. Oteli beğendik, Zafer Kapısı'na (Arc de Triomphe) 5 dakika yürüyüş mesafesinde.






Temmuz ortasında hava serin olabiliyor (20C). O nedenle yandaki portatif giyim tarzını öneriyorum. Bizim anladığımız manada öğlen saat 15:00'ten sonra oluyor. Paris'te güneşin batışı ise 21:30!




Gelelim en önemli konu olan yemek işine. Kabaca şöyle bir fiyatlandırma mevcut: 30 Euro (restoran) - 15 Euro (Hippo steak) - 7.5 Euro (McDonalds Big Tasty) - 3.5 Euro (Monoprix chicken sandwich). Ekonomi yapmak istiyorsanız önerim tüm öğünleri Monoprix'ten (Fransız market zinciri) halletmeniz.


Şunların hepsini orada bulabilirsiniz: Sandviç, kek, süt, tabak, çatal, kaşık, bıçak. Sabahları kek ve süt iyi oluyor. Öğle ve akşamları da sandviç/konserve yersiniz. Yanına cherry domates salata görevi görür.


Uzun mesafeli ulaşım için Metro kullanalım. Metro bileti olarak temelde iki seçenek var. Birincisi Paris Visite denilen günlük biletler. Biz 3 günlük aldık, adam başı 19 Euro ödedik. Bence gereksiz çünkü Paris yürünesi bir şehir. Metroyu günde ikiden fazla kullanmayın. O durumda da 3 gün x 2 kez x 1.6 Euro = 9.6 Euro harcarsınız (Paris Visite'nin yarısı). Tabi tek gidiş için fransızca bilet otomatlarını çözmeniz gerekiyor. Birilerini izlerseniz hemen kaparsınız.

Metro ile ilgili en önemli eleştirim nereye gideceğinizi sadece istasyon girişinde anlamanız, treni beklediğiniz yerde sadece o istasyonun adının yazması. İnsan güzergahı duvara koyar di mi ama? Bir kere anladınız mı gerisi kolay. Metro tünellerinde en can sıkıcı şey haddinden fazla karşılaşılan sidik kokusu.

Bizim Paris gezi programımız şöyle gerçekleşti:

C.tesi ikindi Paris'e varış. Otele ulaşım. En yakın Monoprix'i bulma. Metro ile deneme seferi.

Pazar sabah Eiffel 1. ve 2. katlar (en üst kata çıkmaya gerek yok). Sabah 9 gibi giderseniz ve asansör yerine merdiveni tercih ederseniz sıra beklemezsiniz (ama ananız ağlayabilir).




Pazar öğlen nehir turu (kişi başı 11 Euro). Sonra otobüs turu, 24 Euro! Otobüs turu o paraya değmez, kendiniz dolaşın. Monoprix pazar günü kapalı.






P.tesi sabah Louvre Müzesi'ne gittik. Müze devasa bir yer, biz yorulunca (3 saat) bıraktık.







Salı sabahı Notre Dame'daydık (içini gezmedik).










Salı öğleden sonra soluğu Sacré-Coeur'de aldık. Derya ile aramızda Kör Sakrı'nın Yeri diye isimlendirdik (!) İçerdeki Hristiyan ayinini izledik.





Çarşamba sabah: D'Orsay Müzesi









Çarşamba öğleden sonra Eurostar treni ile Londra'ya yolculuk (2.5 saat). Trende ilgimi çeken yüksek hıza (300 km/saat) rağmen son derece sessiz olmasıydı. Londra macerasını ısrarla bekleyiniz (Paris macerasını yazmak 3 saatimi aldı).

Paris bugüne kadar gördüğüm tarihi en zengin şehir. Heryer bir savaşın, bir tarihi olayın anılarıyla dolu. Üstelik hepsi bakımlı. Paris'teyken bol bol gülümseyin, bonjour, sibuple, merci deyin, kendinize ve etraftakilere kibar davranın. Fransızlar cana yakın insanlar, hanzo gibi davranmazsanız herkes size olumlu mukabelede bulunur. Çat pat ingilizce ve tarzanca ile işinizi halledersiniz. Paris'e gidiniz kuzum.

Au revoir...

Güncelleme (11 Haziran 2011): Paris'i bisikletle gezmek lazım. Kahvaltıda tereyağı lezzetli imiş.


mp3: Shantel - Disco Partizani