Sunday, December 13, 2009

The NBA Cares

Sık sık NBA TV'yi izlerim. Maç aralarında fantastik hareketlerin yanısıra sürekli NBA Cares'ten bahsediliyor. NBA Cares NBA oyuncularının sosyal işlerde (yemek dağıtımı, insanlarla birlite ev yapımı vb.) gönüllü olması. Hoşuma giden maddi bağışa değil, insanlarla birlikte birşey yapılmasına vurgu yapılması. Yani parayla değil işgücü ile katkı yapıyorsun. İlgilileri tebrik ediyor, herkese (ben de dahil) örnek olmasını diliyorum. Kendi adıma en beğendiğim kişi Dwight Howard. Zeki, çevik ve ahlaklı olmasının yanısıra çok da komik ve kasıntısız.

Saturday, December 12, 2009

Devlet Görevlisi Dağılımı ve Ücret Politikası

Memleketin önemli sorunlarından biri devlet görevlilerinin mahrumiyet bölgelerine gitmek istememesi (kim ister?), söz konusu bölgelerin de mahrumiyet sarmalından çıkamaması. Mevcut yöntem zorunlu hizmet ile insanları zorla oralarda çalıştırmak. Örneğin zorunlu hizmetini tamamlamadan doktorlara diplomaları verilmiyor. Herkes eş durumu vb. yöntemlerle tayin olmaya çalışıyor, zorla güzellik olmuyor.

Saturday, December 05, 2009

Eğitimlilerin Cehaleti

Kendimi eğitimliler safında görürüm. Ancak çok temel tarihi ve siyasi konularda aşırı bir cehalet içerisindeyim, daha da kötüsü tamamen yanlış bilgilerle doluyum. Avuntum cehaletimin belli belirsiz farkında olmam, konuşurken "hep", "hiç", yerine "belki",  "olası" gibi ifadeler kullanmam, otorite geçinenlere şüpheyle yaklaşmam.

Daha İyiye Doğru

Daha önce Better isimli kitabını okuduğum Atul Gawande'nin youtube'da videosuna rastgeldim. Videoda sağlık sektörü özelinde insanlar ve kurumlar arasındaki büyük performans farklılıklarının nedenleri anlatılıyor. Özetleyecek olursak başarı yeni yöntemler/teknolojilerden çok mevcut olanın doğru ve sürekli uygulanması ile olur. Bu da ayrıntılara özen göstermeyi, istatistik tutmayı, bilgi paylaşmayı ve her gün birşeyi biraz daha iyi yapmaya çalışmayı gerektirir.


"...we are what we repeatedly do. Excellence, then, is not an act but a habit" -- Aristotle

Wednesday, December 02, 2009

Geometri Maceraları

Günlük işlerimde sık sık temel geometri ve fizik problemleri ile karşılaşırım. Zaman zaman basit sorularda kafam karışır ve tuhaf cevaplar bulurum. Buyrun bugünkü örneğimiz: Şekilde 13 birim yarıçapında 45 derecelik bir yay görülmektedir. Bu yayda 1 birim uzunlukta bir kirişin yataydan y uzaklığı nedir?


Sunday, November 15, 2009

Yeni Fikirler Yeni İşler

14 Kasım'da Yeni Fikirler Yeni İşler yarışmasının ODTÜ KKM'de yapılan finaline gittim. Yarışma öğrencilerin işe dönüşebilecek fikirlerini desteklemek amacını taşıyor, METUTECH tarafından düzenleniyor. Ödüller ciddi: Birinciye 75 KTL + Teknokent'te 3 yıl bedava ofis. Yarışmaya katılanlar genelde son sınıf ve mastır düzeyindeydi. Ana sponsor olan Elginkan Vakfı'nın (E.C.A.'nın vakfı) yanısıra zengin bir sponsor listesi vardı.

Wednesday, November 11, 2009

Cannae Savaşı

Kartacalı Hanibal'ın Romalılar'a karşı Cannae'de kazandığı zafer ilginç:

Sunday, November 08, 2009

İdeal Ev Büyüklüğü

Zamane aileler için ideal ev büyüklüğü nedir? Bu sorunun cevabı bütçenizi ve ne kadar ev temizliği yapmanız gerekeceğini de etkilediğinden üzerinde iyi düşünülmesinde fayda var. Naçizane fikirlerim:

%100 derken?




Kurgu mu Gerçek mi

Derya ile kurgu (roman, hikaye vb.)eserlerle gerçek bilgi veren (biyoloji, tarih vb.) eserleri hangi yoğunlukla okumalı üzerine sohbetlerimiz olur. Kurguya karşı değilim ama kendi adıma çok az okuduğumu söyleyebilirim. Hatta en son kurgu sınıfından ne okuduğumu hatırlamıyorum :*). Bir ara Gölgesizler'i okuyasım var, o ayrı. Benim fikrilerimi 37 Signals'dan Jason Fried güzel ifade etmiş:

Google'dan bedava navigasyon

Google cep telefonları için geliştirdiği Android işletim sistemi üzerinden bedava navigasyon hizmeti sunacağını duyurmuş, Garmin'in hisseleri %16 düşmüş. Tüm arabalarda navigasyonun standart olarak gelmesi yakındır.

Arabalarda standart demişken canımızı sıkan mp3 çalar konusu aklıma geldi. 2007'de aldığımız Honda Jazz'da mp3 çalar yoktu. Mp3 çaları arabaya bağlamanı sağlayan Aux girişinin elite modelinde olması sport yerine elite tercih etmemizin nedenlerinden biri idi. Bu devirde kim CD'den müzik dinliyor, neden son derece ucuz mp3 çalarlar hala arabaya entegre değil? İşin kötüsü tüm markalarda durum böyleydi. Sadece pahallı modellerde mp3 çalar vardı. Zannedersin mp3 çalar sadece kraliyet ailelerinin karşılayabileceği bir lüks. İlk bakışta çok gerizekalı gibi görünen mp3 yerine CD çalar koyma tercihinde otomobil firmalarının neden ısrar ettiğini bilen varsa beri gelsin.

Saturday, November 07, 2009

İlk Açık Kaynak Denemem: Nota Okuma Çalıştırıcısı

Açık kaynak (open source) geliştirme ilgimi çekiyordu nicedir. Audacity, Subversion ve Paint.Net gibi ürünleri sıkça kullanıyorum.Wikipedia'yı zaten en başa koymak lazım.

Ben de zaman zaman aklıma gelen fikirleri Application Ideas isimli bloğumda not ediyorum. Çoğu fantazi ama bazılarını gerçeğe dönüştürmek mümkün. Bu fikirlerden biri geçen hafta müzik bilgisini geliştirmek için neler yapılabiliri düşünürken ortaya çıktı: Nota Okuma Çalıştırıcısı:

Friday, November 06, 2009

Bedava Oyunlar Nasıl Para Kazanıyor?

İnternette dolaşırken sürekli bedava oyun ilanları görüyor, bunlar nasıl para kazanıyor diye merak ediyordum. En yaygınları FarmVille ve Travian. Biraz önce How to Spam Facebook Like a Pro yazısını okudum ve aydınlandım. Oyunu oynayanların arkadaş listesi, hangi şehirde olduğu, nelerin fan'i olduğu gibi bilgiler reklam/spam şirketlerine satılıyormuş. Onlar da bu bilgileri kullanıcıyı kandırmak için kullanıyormuş.

Benzer iddalar "x'e oy verelim", "y fan grubuna katıl, yedi düvele sesini duyur" kampanyaları için de geçerli olabilir. Bu kampanya sayfalarını hazırlayanlar senin bilgilerini reklamcılara satıp para kazanabilir. Güzel fikir, bizim memlekette çok iş yapabiliriz (!)

mp3: The Stranglers - Golden Brown

Wednesday, November 04, 2009

Thomas Jefferson

Amerika'lılar bağımsızlık bildirgesinin ana yazarı olan Thomas Jefferson'a derin saygı duyarlar. Jefferson'un devlet adamlığı dışında tam bir nerd olduğunu öğrenince, nerd'lükle refah ve demokrasi arasında bir bağlantı var mıdır demeden edemiyor insan. A Day in The Life Of Thomas Jefferson:
After rising, Jefferson measured and recorded the temperature. Around four o'clock in the afternoon, Jefferson repeated the measurement, as he found "the hottest point of the 24 hours is about four o'clock... and the dawn of the day the coldest." He also recorded the direction and speed of the wind and the amount of precipitation.
...
As in the rest of the house, the bedroom's furnishings illustrate many of Jefferson's ideas about the efficient use of time, space, and light, including prominently placed clocks, space-saving alcove beds, and light-maximizing mirrors.

Saturday, October 31, 2009

Piano dersleri

Kanada'dan Andrew Furmanczyk Youtube'a başlangıç seviyesine hitap eden 40 adet piano dersi koymuş. Şu an izlemekteyim, gayet başarılı. Ancak Andrew'ün de dediği gibi mutlaka bir öğretmenden destek almak gerekli çünkü öğretmen hatalarını senden daha iyi görür ve düzeltme önerisinde bulunur, böylece hızlı yol alırsın.

Eleman 86 doğumlu, 5 yaşında piyanoya başlamış. Birkaç yıl öncesine kadar konser piyanisti olma yolunda emin adımlarla giderken kalbinden rahatsızlanmış ve piyano çalışmalarını neredeyse tamamen durdurmak zorunda kalmış. Depresyona saplanmak yerine piyano dersi vermeye başlamış, 30 civarında öğrencisi varmış. Öğretmeyi biliyor ve seviyor. İlham verici...

Thursday, October 29, 2009

Ares I-X

Nasa dün Ares I-X'i başarıyla fırlattı. Youtube'da tüm gelişmeleri anlatan videolar var. Böyle sistemlerin nasıl çalışmalarla ortaya çıkarıldığını merak edenlere ayrıntılı video raporları:

Hukuki Yardım

Adalet Bakanlığı Hukuki Yardım isminde bir site açmış, pratik konularda (dava nasıl açılır vb.) bilgiler veriyor. Tebrik eder, böyle sitelerin devamını dilerim (Eğitim, Sağlık akla hemen gelenler).

Wednesday, October 28, 2009

Nerd olmanın dayanılmaz hafifliği

Derya ile bir eğik atış problemini çözdükten sonra (5 dakika) hızımı alamayıp bir saat boyunca şunlarla uğraştım:
* Problemi farklı başlangıç koşulları ile çözersek ne olur
* MATLAB'de animasyon nasıl yapılır
* Camtasia ile animated gif nasıl oluşturulur
* Blogger'a animated gif nasıl yüklenir (picasa'ya yükleyip link vermek gerekiyor yoksa statik bir resim oluyor)

Sonuç: [Güncelleme 29 Ekim 09: Nardımın ve Rahmiziimin ısrarlarına dayanamayarak gif'i güncelledim, wikipedia sayfasına da yükledim. Bu arada maximum x'in atış yüksekliğine bağlı olduğunu farkettim. 45 derece için max x ancak atış yüksekliği sıfır iken geçerli. Misal aşağıdaki örnekte max x 32 derecede gerçekleşiyor. Türetim için x'i alpha cinsinden yaz, alpha'ya göre türevi sıfıra eşitle... Erindim şimdi...]



Nerd'lük en ıvır zıvır mevzuyu bile teknolojik bir projeye dönüştürebilmek olsa gerek(!). Uç noktası için bkz. How to measure the height of a building

Monday, October 26, 2009

Wisdom

What Startups are Really Like:
The dumber the customers, the more effort you expend on the process of selling things to them rather than making the things you sell.

Kitap: The New Peoplemaking

The New Peoplemaking Virginia Satir tarafından 1988'de yazılmış (Virginia aynı yıl vefat etmiş). Virginia Satir aile terapisti, kitapta ailelerden elde ettiği tecrübeleri anlatıyor, sıkça yapılan hataları ve çözümlerini gösteriyor (Üstün Dökmen Virginia'nın Türkiye versiyonu olur herhalde). Pek çoğu biraz okumuş, sorgulamış insanların zaten bildiği temel şeyler: Açık iletişim, duyguları gizlemeye uğraşmama, suçlama yerine anlamaya çalışma vb. Dünyadaki sorunların kaynağının kendini değerli hissetmeyen insanlar yetiştirmemizden kaynaklandığı tespiti hoşuma gitti.

Biyolojik yazılımı güncellemek

Craig Venter hücrelerin yazılımını (genetik kodu) değiştirerek hücre donanımını güncelleme, sentetik yaşamın elde edilmesi üzerine konuşuyor (2008 Şubat). Kulağa hoş geliyor, ama sanırım ciddi mühendislik sorunları vardır üstesinden gelinmesi gereken.

Sunday, October 25, 2009

Şikayet etmenin yaratıcı yolu

United hava yolları ile seyahat ederken bağaja verdiği gitarını kırılmış halde geri alan Dave Carroll aylarca uğraşmasına rağmen muhattap bulamayınca (bizim ellere ne kadar da benziyor) şikayetini bir şarkı haline getirip YouTube'a koymuş:



Tabi video epey bir hit alınca United havayolları elemanımızla temasa geçmiş. Ama Dave "daha sizinle işim bitmedi" diyormuş. Güzel fikir, biz de biraz gitar ve org çalmasını biliyoruz, "Aşık Şikayetî" mahlası ile eserlerimizi bekleyiniz.

Saturday, October 24, 2009

How to improve

The Ultimate Code Kata:
Contrary to what you might believe, merely doing your job every day doesn't qualify as real practice. Going to meetings isn't practicing your people skills, and replying to mail isn't practicing your typing. You have to set aside some time once in a while and do focused practice in order to get better at something.
...
Effortful study means constantly tackling problems at the very edge of your ability. Stuff you may have a high probability of failing at. Unless you're failing some of the time, you're probably not growing professionally. You have to seek out those challenges and push yourself beyond your comfort limit.
mp3: The Autumn Leaves

Update (26 Oct 2009): Turunç brought (PDF) The Role of Deliberate Practice in the Acquisition of Expert Performance to my attention, thanks a lot. The papers conclusion is that expert performance depends mainly on the ability to practice intensely for a long period of time (10 years) without loosing motivation. The role of innate talent is overrated.

Thursday, October 22, 2009

En iyi akademik web sayfası ödülü

Akademisyenlerin genellikle soğuk ve tenha sokakları andıran web sayfaları olur, son güncelleme tarihleri internetin icadından öncedir. Hoş bir sayfa gördüğümüzde çölde vaha bulmuşçasına şaşırırız.

Wednesday, October 21, 2009

Why I switched to Paint.Net

I am a man of simple needs, that's why for a long time my favorite image editing software has been... mspaint. I use it mainly for resizing images, adding text and highlighting a section. It has minimum clutter and is simple to use. But on my vista laptop mspaint started to refuse to open images prepared by mspaint itself! I searched the web and even asked for help on superuser. People told me to switch to Paint.Net. So I did.

Sunday, October 18, 2009

Homo Logicus

Homo Logicus:
Homo logicus desires to have control over things that interest them, and the things that interest them are complex, deterministic systems. People are complex, but they don't behave in a logical and predictable way, like machinery. The best machinery is digital, because it can be the most complex, sophisticated, and easily changed by the programmer.

...

Three people are scheduled for execution: a priest, an attorney, and an engineer. First, the priest steps up to the gallows. The executioner pulls the lever to drop the hatch, but nothing happens. The priest claims divine intervention and demands his release, so he is set free. Next, the attorney takes a stand at the gallows. The executioner pulls the lever, but again nothing happens. The attorney claims another attempt would be double jeopardy and demands release, so he is set free. Finally, the engineer steps up to the gallows, and begins a careful examination of the scaffold. Before the executioner can pull the lever, he looks up and declares, "Aha, here's your problem."
For further reading, see the nerd handbook

MEB Yüz Eser

Bir önceki yazımda 101 eserden bahsedince "şu Milli Eğitimin 100 eseri neydi" dedik. Sayfada tüm eserlerin TRT seslendiricileri tarafından okunan hoş müzikli tanıtımları var, misal Açlık. Sayfaya emeği geçenleri tebrik ederim, güzel olmuş.

Knut Hamsun'ın Açlık romanını amazon.de Wunschzettel'e ekledim. Hızımı alamayıp Albert Camus (Die Pest), Franz Kafka (Die Verwandlung) ve Friedrich Nietzsche'den (Also sprach Zarathustra) attım sepete birer ikişer. Ne zaman okuruz, o ayrı mesele (!)

mp3: Hayko Cepkin - Demedim Mi

1001 kitap masalları

Derya şu an karşımda Biz romanını (yazarı Yevgeni Zamyatin) okuyor (not: bu roman 1984 romanına esin kaynağı imiş). Kitabın arka kapağında "ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap" tan biri olduğu yazıyormuş. Bu 1001 rakamına takıldık. Hatta daha dün benim okuma hızımın ortalama 1.5 ayda bir kitap olduğunu hesap etmiştik. Buna göre 1001 kitabı okumak 125 yılımı alır! Hadi diyelim benim gibi tembel değilsin, ayda iki kitap deviriyorsun. O zaman bile 42 sene sürer. Dolayısı ile "ölmeden önce 1001 kitap" diye bir kategori saçma. Gelin 101 üzerinde anlaşalım(!)

mp3:

* Ersen ve Dadaşlar - Aman Tertip Can Tertip

* Ersen ve Dadaşlar - Sal Allah'ım Sal

Saturday, October 17, 2009

Feynman Feynman Über Alles!

Feynman'ı (telaffuz: Faynmın) severiz, ne yazdıysa okuruz. Bill Gates'in telif haklarını satın alıp kamuya açtığı Feynman videolardan biri olan The Relation of Mathematics to Physics videosunu herkese tavsiye ederim, derhal gidip izleyiniz. Fizik ve matematik arasındaki ilişkiyi ve birbirinden farklarını bu kadar yalın, anlaşılır ve eğlenceli anlatanı görmemiştim. Fiziğin ilk dersi böyle olsa ne muhteşem olurdu!

Videoyu izlemek için internet explorer'ı açıp şu linke gitmeniz lazım: http://research.microsoft.com/apps/tools/tuva/index.html

mp3: Hayko Cepkin - Melekler

Tuesday, October 13, 2009

Kitap: On Being Certain

On Being Certain bildiğimiz şeyleri gerçekten bildiğimize nasıl karar veririz sorusunu araştırıyor. Bilme hissi bilgimize güvenme, kalbimize ışık doğması, malum olma gibi tanımlanabilir. Kitap bilme hissi ile mantığın aynı bilişsel süreçlerin sonucu olmadığını iddia ediyor ve son derece ilginç kanıtlar sunuyor. Bilme hissinin mantıkla çatıştığı durumlarda insanların genellikle bilme hissinden yana tavır aldıklarını, bunun da önemli (ve çoğu zaman olumsuz) sonuçları olduğunu gösteriyor. Kitabın 154. sayfasında belirttiği gibi, bir düşüncenin/kararın doğru olduğunu hissetmekle o kararın doğru olduğuna dair ispat sunmak aynı şey değildir.

Benzer bir konu: Cognitive dissonance
Because it is often easier to make excuses than it is to change behavior, dissonance theory leads to the conclusion that humans are rationalizing and not always rational beings.

Birine son derece mantıklı argümanlar sunduğunuz halde onu ikna edemediyseniz nedeni karşınızdakinin bilme hissini kıramamanız olabilir. Kendimiz de doğru düzgün irdelemeden kabul ettiğimiz şeyleri bilme hissiyle sarmalayıp beynimizin kuytularına kaldırmış olabiliriz. Mütemadiyen beyin kıvrımlarımız arasında dolaşıp tozlu raflardaki inançlarımızın tozunu almalı, bilme hissi ile mi yoksa mantık ile mi arşivlenmiş olduklarını kontrol etmeliyiz. Kendini kandırmak istemeyenlere ve daha sağlıklı düşünmek arzusunda olanlara öneririm.

Saturday, October 10, 2009

Farklılık ve Yağma

Lise zamanlarımda bir seçim dönemi Göksun'da seçilmenin fikirlere, prensiplere değil de belediyede işe alma ve avanta vaatlerine bağlı olduğunu görmüş ve babama "neden herkes iktidar partisine üye olmuyor" diye sormuştum. Babam da herkes aynı partiye üye olsa kayrılacak bir kesim kalmayacağından partilerin bunu kabul etmeyeceklerini söylemişti.

İnsanları farklı gruplara (takım, ideoloji, din, cinsel tercih, milliyet vs.) ayırmanın en büyük yararı(!) diğer grubun haysiyetinin/haklarının önemini yitirmesi, mallarının sana helal olmasıdır. Rakip taraftara yüz kızartıcı küfürler edebilir, diğer dinden olanları köleleştirebilir, farklı milletlere canının istediği yaftaları yapıştırabilirsin.

Dürüst, sağlıklı bir tartışma ortamında farklılıklar zenginlik olarak algılanabilecekken bunların olmadığı yerlerde farklı olanlar yağmalanabilir hatta yeni yağma alanları açmak için insanlar değişik nedenlerle dışlanarak yeni gruplar, ideolojiler, milletler, cemaatler oluşturmaya zorlanabilir. İşin kötüsü ezilenler de çoğunlukla aynı zihniyetle doldurulmuş olduklarından ellerine fırsat geçtiğinde başkalarını ezebilirler. Tabi ki durumu izah ederken "bizim" grubun ne kadar mükemmel olduğundan, fikirlerden, davadan söz edilecektir. Ama bence iş yağmacılıktan ibarettir.

Kendimizi arındırma ve yağma düzeninden sıyrılma zamanıdır.

mp3: Grup Yorum - Çatal Çama Kurşun Attım Geçmedi

Wednesday, October 07, 2009

Eric Schmidt'ten Öngörüler

Google'ın CEO'su Eric Schmidt'ten bugüne ve geleceğe dair öngörüler aşağıdaki videoda. İlginç bulduklarımdan bazıları:

* Doktorların wikipedia benzeri paylaşımcı bir ortam ile dünyanın tüm bilgisine anında erişmesi ve teşhis/tedavide doğruluğun artması

* Alışveriş merkezinde beğendiğimiz ürünün barkodunun cep telefonu ile fotoğrafını çekerek ürünün daha ucuza bulunup bulunmayacağı ve ek bilgiler (ürün yorumları vb.)

* Ekonomi politikalarının işe yarayıp yaramadığının gerçek zamanlı analizi, tahmin etmeye uğraşmak yerine gerçek veri kullanımı

* Dünyadaki tüm bakış açılarına ulaşılabilmesi nedeniyle hayatı iyi/kötü, siyah/beyaz olarak göstermeye çalışan liderler neslinin sona ermesi (amin)

Saturday, October 03, 2009

Subversion - VSS karşılaştırması

Bir süredir source control için Subversion mı daha iyi yoksa emektar Visual Source Safe (VSS) ile mi devam etmeli sorusu üzerine düşünüyordum. Karar: Subversion daha iyi, VSS tez zamanda terk edilmeli.

Blogger'da Yenilikler

Blogger'da bir senedir yeni editör varmış, anca haberim oldu. Yeni editör'ü kullanmak için blogger settings/basic sayfasının en altındaki "select post editor" başlığında updated editor'ü seçmek lazım.

İlk bakışta en sevdiğim özellikler:
  • Compose modunda resimleri rahatça ayarlama, link edit edebilme
  • Uzun yazıları iki parçaya ayırıp "read more" linki koyabilme.
  • Eski bir yazıyı edit ettikten sonra view post dediğinde o an edit ettiğin yazıyı gösteriyor (öndeki halinde sayfadaki en güncel yazıya dönüyordu)

Verimli Mülakat

İş görüşmelerinin (mülakat) etkin bir şekilde yapılması hem aday hem de adayı değerlendirecekler için çok önemlidir. Özellikle işiniz yüksek kalitede insanlar gerektiriyorsa aday seçimi üzerine iyi düşünülmelidir.

Thursday, October 01, 2009

Bill Gates Harvard Konuşması

Bill Gates'ten insanlığın problemleri ve olası çözümler üzerine ilham verici bir konuşma:



Part 3:
It's difficult to look at suffering if the situation is so complex that we don't know how to help... Cutting through complexity to find solutions runs through four predictable stages:

1.Determine a goal
2.Find the highest impact approach
3.Deliver the technology ideal for that approach
4.In the meantime, use the best application of technology you already have
Part 4, Part 5

Bill & Melinda Gates Foundation:
To maintain its status as a charitable foundation, it must donate at least 5% of its assets each year.[15] Thus the donations from the foundation each year would amount to over US$1.5 billion at a minimum.
...
The Gates Foundation has quickly become a major influence upon global health; the approximately US$800 million that the foundation gives every year for global health approaches the annual budget of the United Nations' World Health Organization (193 nations) and is comparable to the funds given to fight infectious disease by the United States Agency for International Development.[18] The Foundation currently provides 17% (US$86 million in 2006) of the world budget for the attempted eradication of poliomyelitis (polio).
...
Donated $19.8 million to develop rice with higher amounts of micronutrients [27] and $11 million to develop rice with C4 carbon fixation instead of C3 carbon fixation to the International Rice Research Institute.

Sunday, September 27, 2009

Angular Motion and Inertia Tensor

Angular motion is a confusing subject for me. In todays white paper, I investigate Euler's equation of motion, correct a common mistake that I am prone to make (i.e. forgetting that the derivative of inertia tensor depends on the frame) and derive some additional conclusions related to the stability of angular velocity.


For the rest of the document see pdf (5 pages).

Saturday, September 26, 2009

Neden?

Üstad Feynman "neden?" sorusu üzerine akıl yürütüyor aşağıdaki videoda. Ne zaman Feynman'ı dinlesem/okusam içim iyimserlik ve enerji ile dolar. Derya'nın tabiriyle şarjördür Feynman. Video'dan bizi haberdar eden Rahmi'ye teşekkür ederiz.



Bonus: Feynman hayattaki tek ödülün birşeyler keşfetmek ve başkalarının senin keşiflerini kullanması olduğunu, komiteler tarafından verilen ödüllerin anlamsız olduğunu söylüyor:



mp3: Katy Perry - Hot'N Cold

Friday, September 25, 2009

A Summary/Explanation of John Maynard Keynes’ General Theory

A Summary/Explanation of John Maynard Keynes’ General Theory
It may well be that the classical theory represents the way in which we should like our economy to behave. But to assume that it actually does so is to assume our difficulties away.
...
The more open our stock markets get, the more speculators predominate, and the worse things get for us. When the capital development of a country becomes a by-product of the activities of a casino, the job is likely to be ill-done.
...
As a result, it seems likely that the State, which can calculate these things with an eye to the long-term and the social good, will take over more and more of the job of organizing long-term investment. [Şamil: What about the tragedy of the government employee?]
...
The owner of capital can obtain interest because capital is scarce, just as the owner of land can obtain rent because land is scarce. But whilst there may be intrinsic reasons for the scarcity of land, there are no intrinsic reasons for the scarcity of capital.
...
...the ideas of economists and political philosophers, both when they are right and when they are wrong, are more powerful than is commonly understood. Indeed the world is ruled by little else. Practical men, who believe themselves to be quite exempt from any intellectual influences, are usually the slaves of some defunct economist. Madmen in authority, who hear voices in the air, are distilling their frenzy from some academic scribbler of a few years back.

Wednesday, September 23, 2009

Taste

Two Conceptions of Taste
"Negative taste is the ability to tell when something is bad. Positive taste is the ability to make something that is good. Indeed, one might even say that there is only one kind of taste and positive taste is simply negative taste plus skills."

Saturday, September 19, 2009

Kafkas düğün figürleri

Sonunda kafkas düğünlerinde kullanılabilecek temel figürleri ve genel koreografiyi içeren videolar buldum:





Güncelleme 28 Şubat 2016: Yeni güzel videolar:






Georgian Legend'dan Babam Çıksa Yerim

Gürcü Georgian Legend dans grubunun Asetin Düğün Dansı:



p.s. Bu müziği nikah törenimizin gelin-damat salona giriş müziği olarak kullanmıştık, kalbimizde özel bir yeri vardır.

mp3 (youtube):
* Nino Chkheidze - Osuri
* Georgian Legend - Samaia
* Georgian Legend -Satia
* Maxico123 - Kavkaz Mountain Dances
* Maxico123 - Flamenco KAVKAZ-style

ÖSS sonuç açıklama sayfası

ÖSYM'nin ÖSS sonuç açıklama sayfası aşağıdaki gibi. Sayfadan önemli bilgileri bulup çıkarmak ciddi bir analiz becerisi gerektiriyor(!)


Önerim sonuç açıklama sayfasının en önemli bilgiler üstte olacak şekilde yeniden tasarlanmasıdır. Nedir bu bilgiler: En iyi sonucu aldığın puan türü ve sıralamadaki yerin (yüzdelik dilimin):


Bence puanı vermeye gerek bile yok çünkü puan yıldan yıla değişirken üniversitelerin aldıkları yüzdelik dilimler pek değişmiyor. Örneğin ODTÜ makina yıllardır %2'lik dilimdedir. Bu yüzden ben ÖSS'ye girenlere puanlarını değil, yüzdelik dilimlerini sorar, ne kadar başarılı olduğunu hemen anlayabilirim.

How to Calculate Euler Angles

There are two ways to calculate Euler angles. You have to know their limitations to use them wisely in your programs. I forget that fact and rediscover it every couple of years, wasting time in the process. Let's write it down for easy reference (click here for pdf version):

Tuesday, September 15, 2009

Eurobasket 2009

Her ne kadar Çarşamba'ları arkadaşlarla basketbol oynasam ve NBA'i takip etsem de üç dört yıldır memleketin basketbol gündeminden kopmuştum. Nedeni milli takımın bir türlü belli bir seviyenin ötesine geçememesiydi. Geçen hafta Eurobasket 2009 müsabakalarının yapıldığını öğrenince dedim millilerin ilgime mazhar olması için bir şans daha vereyim (!)

Şu ana kadar iyi gidiyorlar. Özellikle dünkü Sırbistan maçı benim için tamam/devam testiydi. Eğer Sırbistan'a yenilselerdi bizimkiler hala aynı tas aynı hamam deyip bir beş yıl daha ilgilenmeyecektim. 69-64 yendiler. Takımın direncini ve sürekliliğini beğendim. Eskiden her maçta mutlaka bir iki saçma hareket yaparlardı, artık öyle şeyler olmuyor. Hido'nun sayı istatistiği kötüydü (16'da 1) ama savunma gayreti ile varlığın yeter dedirtti.

Tek lafım Ömer Aşık'a. Eleman rezil bir serbest atış yüzdesi (12'de 1 miydi neydi) ile oynadı dün. Serbest atış yüzdesi düşük adama gıcığım. Neden derseniz: Serbest atış tamamen mekanik bir mevzu, disiplinli çalışmayla ve bol tekrarla hallediliyor, yeteneğe gerek yok. Profesyonel sporcuların tuvalete dahi basketbol topu ile gitmesini beklerim (Michael Jordan uyurken yanında basketbol topu olması gerektiğini belirtiyor serbest atış videosunun 1:56'sında).

Son sözüm tv yorumcularına: Murathanoğlu fena değil ama diğer eleman "boş şutları sayı yapmamız lazım" türünde bariz akıl vermeyi kesmeli. Yeminlen söylüyorum, maçın son çeyreğini tv'nin sesini kısarak izledim.

Güncelleme (21 Eylül 2009): Milli takımla ilgili olumlu sözlerimi geri alıyorum, hala aynı tas aynı hamamlar. Yunan maçında eskisi gibi bir iki zırva hareket yapıp maçı kaybettiler. Akabinde Fransa ve Rusya'ya yenilerek sekizinci oldular. 2010 Dünya Kupasına katılmayı evsahipliği sayesinde garantilediler. Yendikleri İspanya ve Sırbistan final oynayarak devamlılığın ne demek olduğunu gösterdi. Milli takım benim için beş yıllığına bitmiştir. Bir sonraki nesle bakacağız artık.

Sunday, September 13, 2009

Kitap: Power, Sex, Suicide

Hücre-molekül seviyesinde olan bitenin hayvanlar aleminden daha fantastik olduğunu gördükçe (ki hayvanlar alemi de az fantastik değil hani) mikro alem hakkında bilgimi arttırmaya karar verip Power, Sex, Suicide - Mitochondria and the Meaning of Life kitabını amazon'dan aldım.

Kitabın tezi bakterinin ötesine geçip bugün gördüğümüz karmaşık organizmaları mümkün kılanın hücrelerin enerji üretimi için mitokondri teknolojisine geçmeleri. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere enerji, cinsiyet ve yaşlanma/ölümün müsebbibi mitokondri. Kitapta bir miktar anlatılan ancak ayrıntılı bir incelemeyi hak eden konu ise hücre enerji üretim mekanizması olan elektron iletim zinciri. Biyolojiden çok kimya/fizik bilmeyi gerektiriyor. Detaylı bakıp anlamaya çalışmalı bir ara.

Hayat nedir, benim burada ne işim var, "ben" neyim diyenlere önemli ipuçları sağlıyor. "Neden" sorusundan çok "nasıl" sorusunun yanıtı için güzel hipotezler sunuyor. Kitabın tabiri ile [sayfa 321]:
If they don't show us the meaning of life, they do at least make some sense of its shape. And what is meaning in this world, if it doesn't make sense?
Daha az felsefi ve günlük hayata yakın olan "antioksidanlar yaşam süresini uzatır mı" benzeri sorulara da yanıtlar var (antioksidanlar yaşam süresini uzatamazmış).

Monday, September 07, 2009

Experience

According to (pdf) NASA Manager's Handbook, [p.3-4, Table 3-4], the effort ratio between 10 years experience and 1 year experience is 2.6/0.5 = 5.2. It means that a single experienced individual is on the average 5 times as productive as a novice. Areas where experience is useful:

* Clarifying the problem definition, solving the right problem. During this phase you sometimes even see that there is actually no problem or that the problem is unsolvable. So you don’t waste time.

* Choosing the right approach/tools to solve the problem. Examples:
** For derivation of equations is the Newtonian or the Lagrangian approach more appropriate?
** Should we write the equations as vectors or should we use scalar components?
** Matlab vs C++
** Looking it up on the internet vs writing from scratch

* Knowing the right resources/people to summon/query

* Reusing you own documents/code written previously

* Getting things done due to personal power

* Minimizing blunders and information loss through disciplined data/knowledge management (source control, detailed documentation etc.)

* Being more productive with the choosen programming language.
** Knowing the language capabilities
** Knowing critical test cases; common pitfalls (floating point comparisons etc.)

* Being able to interpret analysis results, especially deviations from normal/expected.

Farkındalık

Aşağıdaki videoyu görmüşsünüzdür:



Dikkatiniz belli bir konu üzerindeyken başka şeyleri farketmek zordur. Sözü bir belgede veya kodda hata aramaya getireceğim: Zaman zaman bariz bir şekilde gözümüzün önünde duran hataları göremez oluruz. Böyle durumlarda uygulanabilecekler:

* Başka birisinin belgeyi/kodu incelemesini sağla, seninle aynı şeylere konsantre olmayabileceğinden konsantrasyon körlüğü gerçekleşmeyebilir.

* Başkasına belgede yazanları anlat. Anlatırken hataların farkına varılabiliyor.

* Eğer başkasını bulamıyorsan kafanda geçenleri yaz, yazma eyleminin kendisi düşüncelerini toparlamanı sağlar.

Daha fazla hata arama yöntemi için bkz. Debugging 101

Vector vs Scalar Expressions

Consider the well known Euler’s equations expressed in the body fixed frame:


In this vector form, there are a total of five operations (one derivative, two multiplications, one cross product and one addition)

If we choose to use scalar equations:


Here we have 30 multiplications, 21 subtractions and 3 additions, which add up to 54 operations. As you see, expressing equations in vector form yields 10 times less complication. It is easier to review, find errors and code vector equations. You only need code for vector/matrix multiplication, addition and cross products (they can be easily found on the internet).

Saturday, September 05, 2009

Kitap: The Fall of Constantinople 1453

Tarihin, özellikle de resmi versiyonlarının yalanlarla dolu olduğunu gördükten sonra bilgilenmek için en mantıklı yolun mümkün olduğunca farklı kaynaklardan yararlanmak olduğunu gördüm. Bu bakış açısı ile okuduğum History Lessons: How Textbooks Around The World Portray U.S. History ufuk açıcıydı. Farklı görüşler için wikipedia'daki tarih yazıları da önemli bir kaynak.

Tarih okumaları serimizin bugünkü kitabı The Fall of Constantinople 1453. Kitap bizdeki tabiri ile İstanbul'un fethini, batıdaki tabirle Konstantinapolis'in düşüşünü anlatıyor. Batının tarih kaynakları üzerinden sosyal, politik ve askeri konularda güzel ayrıntılar veriyor. Tadı bana Amat'ı hatırlattı.

Kuşatmanın kolayca gerçekleştiği kanısındaydım. Kitabı okuyunca ne kadar zahmetli ve ne kadar trajik olduğunu gördüm. Konstantinapolis'lilerin çaresiz fakat kahramanca direnişlerini gözlerim yaşararak izledim. "Bashi-bazouk"lar arasına karışıp aman vermeden kale duvarlarına hücum ettim. Fatih'in yanında sabırsızlık ve öfkeyle atımı denize sürdüm. Halil Paşa'nın ızdırabına ortak oldum. Konstantin ve Teophilus'la birlikte "bugüne şahit olmaktan ölüm yeğdir" diyerek kapılardan içeri dalan Osmanlı'nın üzerine dört nala sonsuzluğa koştum.

Ne müthiş bir film olurdu Konstantinapolis'in düşüşü... Biraz Kingdom of Heaven ve 300 Sparta'lı karşımı... Bizi biraz kızdırırdı "gavurlar bizi kötü göstermiş" diye ama çok etkliyici olurdu. Hele şu ifadede anlatılan sahne olursa:
[p.137] Wave after wave of these fresh, magnificient and stoutly armoured men [Janissaries] rushed up to the blockade, to tear at the barrels of earth that surmounted it, to hack at the beams that supported it, and to place their ladders against it where it could not be brought down, each wave making way without panic for its successor. The Christians were exhausted. They had fought with only a few minutes' respite for more than four hours; they had fought with desperation, knowing that if they gave way it would be the end. Behind them in the city the church bells were clanging again, and a great murmur of prayer rose to heaven.
...ve filmin bitişi şöyle olsa:
[p.191] They remembered that dreadful Tuesday, a day that all true Greeks still know to be of ill omen; but their spirits tingled and their courage rose as they told of the last Christian Emperor standing in the breach, abandoned by his Western allies, holding the infidel at bay till their numbers overpowered him and died, with the Empire as his winding-sheet.
Kitap son derece akıcı bir dille yazılmış, bir macera filmi seyreder gibi, 11 saat aralıksız okuyarak bitirdim (256 sayfa). 11 saat vakit ayırabilmemi Amerika uçak yolculuğuna borçluyum, duraksamadan kitap okuma rekorumu kırdım. Sadece duygularımın had safhaya çıktığı anlarda sükûnet molaları verdim, yoksa hostesler bende bir sorun olduğunu düşünebilirlerdi.

Vector derivative and reference frames

At least once a year I get confused when dealing with derivatives of vectors in different reference frames. I decided to do a derivation demonstrating the main points in an unambiguous fashion. Here it is:




Thursday, September 03, 2009

Akşam sohbetleri

İsmayil DK: (okuduğu kitaptan başını kaldırır) Ya insanlar otonom gibi kelimeler kullanıyorlar, sinir oluyorum!

İsmayil ŞK: Niye ki? Otonom kendi kendine karar veren demek.

İsmayil DK: Ya ben sevmiyom öyle ingilizce kelime...

İsmayil ŞK: Peki götonom götünden karar verme manasında olabilir mi? Dur şunu bloğa yaziim de kelimeyi ilk bizim bulduğumuz tescillensin!

İsmayil DK: ...

Tuesday, September 01, 2009

Bir sosyalleşme aracı olarak blog

Eski bir yazımda neden blog yazmalı üzerine kafa yormuştum. Bir ekleme yapmak istiyorum: Blog/facebook benzeri araçlar birbirimizi tanıma ve güvenme süresini kısaltıyor. Fırsat bulunup biraraya gelindiğinde havadan sudan konuşmak yerine blog yazıları üzerinden daha güzel sohbetler gelişiyor. Özellikle arkadaşlarımın arkadaşlarını tanımak için iyi bir fırsat sunuyor. O nedenle sevgili çevrem, özellikle Şamil kulunuz gibi spontane kaynaşamayan geyik fakiri içe dönüklerin sizleri tanımasına yardımcı olalım, blog yazalım.

mp3: Dala Ma Loyla Vay Khentiy

Learning to learn

(pdf) If I'd wanted to study, I would have gone to a real college:
[p.1] ...the ability to learn independently is more important than a mastery of specific knowledge areas.

[p.2] It also dawned on my reluctant mind that our pedagogical model at the college was based around this same “fire hydrant” methodology: present an incredible amount of information in a short time, and hope
that students retain at least some of it... Not that students will actually retain all these things as they are presented, mind you, but an instructor faced with a long list of topics to cover is tempted to present them as quickly as possible due to time constraints... Whatever complexity I eliminated from the problem that enabled me to solve it was where my understanding was weak.

[p.4] becoming independent learners is not just important, it is all-important... the real objection here was not the method, but rather the radical idea that learning might require significant effort on their part.

[p.5] I resolved to become more pro-active during my students' research time: rather than wait for them to ask for help, I would actively monitor their study and discussion, offering assistance when needed.

[p.5] It is not helpful to assign active research and problem-solving work as supplementary activities. In order for students to see the value of self-teaching, it must be central to the curriculum, not peripheral.

When research projects are merely tangential to instructor-led learning, students perceive the exercises as unnecessary, and much of the value is lost. Assistance must be available at every step of the process to help students learn, or else they may become frustrated. This assistance must also follow the same "active" mode as the rest of their learning. When a student requires assistance in researching information or solving a problem, lead them to the answer(s) they seek by asking questions and involving them directly in the discovery process. Dispense direct instructor-to-student transmission of knowledge like a doctor would prescribe cortisone: with caution, knowing that it is highly effective for specific problems in the short term, but crippling if used over an extended period of time.

[p.6] All courses can and should teach students how to learn, and be accountable to this goal by directly assessing each student's self-teaching ability.

mp3: Madness - It Must Be Love

Wednesday, July 22, 2009

Meta is Murder

Kendimde belirtilerini gördüğüm bir hastalık, Meta is Murder:
...be aware of what percentage of the time you're spending on meta. And consider: how is progress made in the world? By sitting around and debating the process of how things are done ad nauseam? Or by, y'know ... doing stuff?
---
When art critics get together they talk about Form and Structure and Meaning. When artists get together they talk about where you can buy cheap turpentine. —Pablo Picasso

Monday, July 20, 2009

Aya gidişin 40. yılı

Aya gidişin 40. yılı anısına Peter Schilling'den Major Tom (1983):



Dilime takıldı yahu:
Völlig losgelöst, von der Erde
Schwebt das Raumschiff
Völlig schwereloo-oo-oo-oo-os
loo-oo-oo-o-oo-ooos

Sunday, July 19, 2009

Misafirlik

Hayattaki herşeyi daha verimli hale getirmeden duramayan deli gönlün bugünkü konusu misafirlik. Misafirlik süreci şöyle işler: Epeyce bir tarih belirleyip erteleme faslından sonra nihayet iş kesinleştirilir. Misafir gelmeden iki gün önce alır bizi bir telaş. Her yer elektrikli süpürge ile süpürülür, akabinde paspas yapılır, sonra ne kadar yüzey varsa silinir (kendime not: eşya alırken az yüzeyli olmasına dikkat et, en iyisi hiç alma), lavabo, banyo, klozet, ayna derken ikimizin de imanı gevrer. Sonra ne pişirelim, tatlı ne olsun, şu şu meyvalardan da alalım diye alışverişe çıkılır. Birkaç saat de yemeğe harcanır.

Nihayet misafirler gelir. Başlar bir koşturmaca. Özellikle Derya'nın işi başından aşkındır. Yemekleri koyar, bulaşıkları toplar, çayı servis eder. Sürekli biten çayları kollamak zorundadır, beş dakikadan fazla muhabbette katılamaz. Tatlıları meyveler takibeder. E sonra da saat 23:00 olur ve "bize müsaadeler" başlar.

Hacı ne anladım bu işten? Özellikle Derya'nın muhhabbet dışı kalması ve yorulması canımı sıkıyor. Ben misafirliği bir izzet ikram faslı olarak değil, insanların sohbet edip birbirlerini tanıdığı bir aktivite olarak görüyorum. Hazırlık/servis faslını en aza indirmek ve muhabbete odaklanmak lazım. Önerilerim (D&Ş's Inn Rules):

* Özel, komple bir temizlik yapmayalım. Ortada duran kirli çorap gibi kaba ve kolay şeyleri halledelim yeter. Bırak yüzeyler dağınık kalsın.

* Yemek/ikram faslını dışardan pide/kebap/çizkrem söyleyerek çözelim.

* Sadece çay ikram edelim. Çayı biten gitsin kendi doldursun.

Tek istisnai durum yemeğin kendisinin aktivite olduğundadır. O zaman herkes işin bir ucundan tutacağı için bu kadar zahmetli olmaz. Misal cırdıngış:


Misafirliğe karşı değilim ama misafirlik evin hanımının marifetlerini sergilediği bir arena değil artık. Mevcut durum çok zahmetli, insanların birbirine gidip gelmesini zorlaştırıyor. En güzeli bir amaç etrafında (kamp, yürüyüş, ağaç dikme...) dışarda buluşmak olsa da arada bir ev ortamı da hoş oluyor. Hoşluğu arttımanın yolu muhabbete odaklanıp ikincil öneme haiz lojistik işlerini birlikte ve kolay yoldan halletmek.

Saturday, July 18, 2009

ÖSYM'ye öneri

Bu aralar tv'ler üniversite sınavı ile ilgili programlarla dolu. Programlara bağlananlar "kızımın 304.158 sayısal 2 puanı var, neresi olur" benzeri sorular soruyor. Üniversiteye girişte sadece sıralama önemli olduğuna göre ÖSYM'ye önerim şu: Sınav sonuç belgesinde büyük punto ile öncelikle kişinin kaçıncı olduğunu yazsınlar, puanı altta küçük olarak versinler. Üniversitelerin de taban puanlarını değil, taban sıralamasını ilan etsinler. Böylece her yıl değişen puanlarla milletin kafası karışacağına yıldan yıla pek değişmeyen sıralama ile daha net bir değerlendirme yapılabilir.

Yağışlı bir yaz

Yağışlı bir yaz geçiriyoruz, Temmuz ortasında olmamıza rağmen birkaç gün boyunca arka arkaya yağmur yağabiliyor. Gayet memnunuz, yoksa Ankara yazı bunaltıyor insanı.

Thursday, July 09, 2009

Gümrük

Yıllardır Amazon'dan kitap/DVD sipariş ederim, ilk kez gümrüğe takıldım. Paketimi almak için Yenimahalle'deki PTT Paket Müdürlüğü'ne gitmek zorunda kaldım. Metronun İvedik durağında inince yürüyerek 10 dakika:


Meğer paketin ederi 100 Euro'yu geçince böyle oluyormuş. Gerçi kitapların gümrükten muaf olması gerekiyordu ama içinde DVD olduğu ve bu sıcakta işimi çabuk halletmek istediğim için %10'luk vergimi ödemeyi tercih ettim. İşyerinden yarım gün izin almak zorunda kalmak ve vakit kaybı cabası. Neyse ki devlet kurumunda işimi tek seferde halletmeye şükreden biri haline geldiğimden memnun bile oldum(!)

mp3: Loituma - Leva's Polka (Remix)

Saturday, June 27, 2009

Make Magazine

Bugün Youtube'da dolanırken Make Magazine'in videolarına rastgeldim ve içimdeki mucit macit canlanıverdi. Özellikle temel elektriksel ürünleri anlattıkları videolar hoşuma gitti:


Fiziğin sihirden farksız olduğuna karar verdik birkez daha. Fizik derslerine böyle başlanması dileğiyle...

mp3:

* David Bowie - Ground Control To Major Tom

* Chris Rea - Road to Hell

Saturday, June 20, 2009

Twitter

Garp'ta sürekli gündemde olan twitter ne işime yarar ki derken iginç bir twitter örneği ile karşılaştım: NASA'nın ayı incelemek için gönderdiği uzay aracının durumu twitter'dan takip edilebiliyor.



Sanırım twitter'ın makul kullanım alanı hızlı ve kısa güncelleme gerektiren aktiviteler. Misal bu aralar düğün sezonu, organizasyonu çekip çevirenler etrafa bilgi vermek için cep telefonu üzerinden twitter kullanabilir. Diğer stratejik uygulama da sadece annenizin dahil olduğu bir grupta akşam ne yediğinizi bildirmek olabilir(!)

mp3: Acoustic Alchemy - Best of Smooth Jazz Guitar

Friday, June 19, 2009

Medyadan Korunma

Medya ile aram iyi değildir. Dün Facebook'ta izlediğimiz bir tv programı haberlerin nasıl yapıldığı üzerine tekrar düşünmemize yol açtı. Yüzeysel olarak bakıldığında yapım bir insanlık dramından söz ediyordu. Ancak programı eleştirel bir gözle izlediğimizde aslında hiçbir bilginin verilmediği, herşeyin birkaç kişinin sözlü beyanından ibaret olduğu görülüyordu. Bariz hatalar vardı ve bu hatalar özensizlikten çok hamasete/propagandaya kilitlenmişliğin göstergesi idi. Uyduruktan parçalar bir araya getirilip ucubik bir video klip yapılmıştı sanki.

Asıl önemli soru programın neden yapıldığı ve zamanlaması. Kimin ne tür çıkarı olabilir? Bu kadar gerizekalılık ancak bilinçli çabayla kotarılabilir çünkü. İlginç olan böylesine pespaye yapımlar üzerinden Facebook'ta insanların gaza gelip yorum yapıyor olması. Fikrî ufkunu yurdum medyası ile genişletenlerin vay haline...

Submarine:
If you really want to be a critical reader ... ask not just whether the author is telling the truth, but why he's writing about this subject at all.
Not: Programın adını vermeye gerek yok, yurdumun herhangi bir kanalını açın ve herhangi bir programı eleştirel olarak izleyin, sonuç genellikle benzer olacaktır.

Thursday, June 18, 2009

Laptop Klavyesi

Piyasadaki laptoplarla ilgili en önemli eleştirim klavyede karakterlerin yeri karmaşasıdır. Örnek olarak Sony Vaio VGN-SZ780'e göz atalım (kafamı en çok karıştıran tuşları kırmızı ile işaretledim):


Sorunlar yumağı:

* Küçüktür, büyüktür işaretlerini sağ alttaki ö ve ç harflerine shift'le birlikte basarak elde edeceğinizi sanırsın. Oysa sağ alttaki "alt" tuşu ile birlikte sol üstteki é ve 1 tuşlarına basman gerekir.

* Nokta için ç değil, ç'nin sağındaki tuşu kullanmalısın.

* Virgülü i + shift ile yapmaya çalışırsınız. Doğrusu Enter tuşunun üstündeki, ü'nün sağındaki tuştur. Rezil konumlama nedeniyle ne zaman virgül yazmak istesem yanlışlıkla enter'a basıyorum.

* Alt çizgi için ? değil, Shift+?'nin sağındaki tuşu kullanmalısın.

* Aç parantez için 9 değil shift+8, kapa parantez için shift+9 kullanmalısın.

* Slash için alt + sağ üstteki ?

Sony'nin hatası birden fazla tuş üzerinde aynı işaretin bulunması. Bir ara hatalı olanları siyahla boyamak ya da kazımak lazım. Babamlardaki Toshiba'da tuşların üzerindeki ile ekrana basılan da alakasızdı, işin tamamen deneme yanılmaya kalıyordu.

Bugün Fatih'te gördüğüm HP Workstation'ın klavyesi iyi idi. Her tuş üzerinde bulunan karakteri basıyordu. İğrenç klavye tasarımları ile verimliliğimizi düşüren firmaların satışlarının tez zamanda düşmesini dilerim.

Laptop alırken önerim herşeyden önce klavyesini incelemeniz, ancak ondan sonra teknik özelliklere kafa yormanızdır.

Tuesday, June 16, 2009

Are You An Expert?

Are You An Expert:
Being an expert isn't telling other people what you know. It's understanding what questions to ask, and flexibly applying your knowledge to the specific situation at hand. Being an expert means providing sensible, highly contextual direction.

Don't be the guy telling everyone what to do. Be the guy asking all the questions.

Tuesday, June 02, 2009

The Fish

The Fish
Whenever I find myself struggling against the tide of massive system complexity, I think of my betta. He had a big heart, a small brain, and a small range of sensory input. I watched him use them all as methodically as any programmer to reason his way through to a soundness proof of the inescapability of his prison.

Sunday, May 31, 2009

Reyhan

En sevdiğimiz baharatlardan olan reyhanı (güzel kokan demekmiş) evde yetiştirmeyi düşünüyorduk epeycedir. Ancak ne fidesine ne de tohumuna rastgelmiyorduk. Nihayet bugün tohumlarını bulduk. En kısa zamanda da yetiştireceğiz. Reyhan (purple basil) fesleğenin (basil) bir türü imiş meğer.

Linkler:
How to grow basil
Reyhan nasıl yetiştirilir



Güncelleme (6 Haziran 2012): Geçen yıl ektiğimiz reyhan bir yılını doldurdu ve keyfi yerinde görünüyor. Zaman zaman budadım, özellikle çiçek tomurcuklarını kopardım ki çiçek açmasın. Çiçek açmasına izin verirsem reyhanın "amacımı yerine getirdim" deyip kendini salacağına inanıyorum:


Saturday, May 30, 2009

Fıkra

Bir mühendislik öğrencisi çimlere uzanmış ders çalışırken bir başkası son model bisikleti ile çıkagelir. Birinci öğrenci "nereden buldun bunu?" diye sorar

Bisikletli öğrenci: "Dün dışarda ders çalışırken güzel bir kız bisikleti ile yanıma yanaştı. Elbiselerini çıkarıp 'ne istersen senin olabilir' dedi"

Birinci öğrenci: "İyi seçim. Muhtemelen elbiseleri sana olmazdı."

Tuesday, May 26, 2009

Developing Expertise

A nice presentation about different stages of competence and the needs of each stage, Developing Expertise

I only disagree with the statement that experts shouldn't be forced to explain their rationale (with memos for example). I think that we should be able to explain our intuition.

Related reading: Level 5 means never having to say you're sorry


Bonus: SpaceX

Can my blog updates appear on facebook?

Can my blog updates appear on facebook?
...log into facebook and go to Notes. It's a basic facebook feature, so you don't have to add anything. Click "my notes". See the little box about note settings? Click anything that says "import settings", which will bring you to a screen where you can add the RSS feed from your blog.

Sunday, May 24, 2009

TÜBİTAK Ortaöğretim Proje Yarışması 09

Bu pazar günü TÜBİTAK Ortaöğretim Proje Yarışması 09 final sergisini gezdik.


Fizikten sosyolojiye kadar çeşitli alanlarda lise öğrencilerinin projeleri vardı. Organizasyon güzel olmuş, yeri Altınpark'ta idi. Altınpark'a gitmek için Atatürk Bulvarı'ndan düz devam ediyor, Ulus'u geçiyoruz. Bir müddet sonra yokuşta sağda beliriyor:



pdf: Finalist proje listesi

Ortaokul-lise zamanlarımda Bilim Teknik Dergisi'nde bu tür yarışmaların haberleri olurdu. Projeler bana çok uçuk gelir, nasıl yapıldıklarını anlamazdım. O nedenle bugün proje yapan öğrencilere ne yaptıklarının yanısıra, nasıl yaptıklarını da sorduk. Yarışmadan nasıl haberdar oldular? Fikri nasıl buldular? Projeyi uygulamaya geçirirken nereden destek aldılar? Anladığım kadarı ile öğretmenin rolü önemli. Öğretmenin enerjisi yüksekse, hele de üniversite ile bağlantıları varsa fikri uygulamaya geçirmek nispeten kolay oluyor.

En beğendiğim fikir "Farklı Ülkelerin Lise Kitaplarındaki I. Dünya Savaşı Anlatımlarının Karşılaştırılması" isimli tarih projesi oldu. Vardı tabi eksikleri ama fikir hoşumuza gitti. Daha önce okuduğum History Lessons kitabı da aynı şeyi Amerikan tarihi için yapmıştı. Projeyi TED Mersin Lisesi'nden Gözen Aksoy ve Ceyhun Demir hazırlamış:


Projelerdeki kızların çokluğu hoş bir sürprizdi benim için, özellikle sayısal alana kızların daha az merakı olacağını sanıyordum (bkz. mühendislik bölümlerinde kız sayısı). Yurdun her köşesinden zeki, meraklı insanlarla birarada olmak güzeldi. Yaptığı işten heyecan duyan ve hızlı hızlı anlatanlarla sohbet etmek moral veriyor. Keşke şimdiden yarızamanlı olarak alabilsek...

Kısa Filmler

Hoş kısa filmler için Youtube'daki NFB Competitions 09 sayfasına bakalım.

Managing with Trust

Managing with Trust:
If you trust and empower your software and other high-technology professionals to manage themselves, they will do extraordinary work. However, it cannot be blind trust. You must ensure that they know how to manage their own work, and you must monitor their work to ensure that they do it properly. The proper monitoring attitude is not to be distrustful, but instead, to show interest in their work.

By using simplistic extrinsic motivators to goad performance, managers excuse themselves from harder matters such as investment, direct personal motivation, thoughtful team-formation, staff retention, and ongoing analysis and redesign of work procedures.

Data collected on individual performance has to be used only to benefit that individual as an exercise in self-assessment. Only sanitized averages should be made available to the boss.

You Gotta Own It:
...if you do want great software, you have to let the developers own what they're building. The developers are inevitably the ones who have the most control over the success or failure of the project. Creating an environment where your developers have no emotional attachment to the project they're working on is a recipe for mediocre software-- and job disillusionment.

It's heady and a little frightening to know that the boss has put part of his or her reputation into the subordinates' hands. It brings out the best in everyone.

Saturday, May 23, 2009

Kadir Kıymet

Kendi çapımda ahlaklı bir hayat sürdürmeye çalışırım. Ahlak anlayışımın temel unsurlarından biri de iyi şeylerin takdir ve teşvik edilmesi. Bedavacılığa karşıyım.
Batı uygarlığının nimetlerinden yararlananların teşekkür etmek ve minnet duymak bir yana sıkılmadan dönüp Batı'yı "sömürücülükle" suçlamaları insanlık tarihinin eşine az rastlanır tuhaflıklarından biri sayılmalıdır.

Kendi çapımdan örnekler:

* Wikipedia'ya katkı yaparım (hem bilgi olarak hem de bağışla).

* Tüm kitaplarımı orjinal alırım.

* Beğendiğim filmlerin orjinalini edinirim.

* Beğendiğim müziklerin orjinalini alırım. Misal ODTÜ Bahar Şenliği'nde dinlediğim Hayko Cepkin'in iki şarkısı çok hoşuma gitti. İnternetten dakkasında bedava mp3'ünü buldum, ama akabinde orjinal CD'lerini aldık.

* İşyerinde yazılımların orjinallerinin alınmasını sağlarım. Eve henüz sıra gelmedi :*) Yakında inşallah.

Yaptıklarım eser sahiplerine ne kadar yansır bilmiyorum. Bana faydası bedavacılığı alışkanlık olmaktan çıkarmamdır, önemli olan da budur. Bir de vicdan var susmak bilmeyen...

Tez ve Makalelerdeki Hatalar

Her işe başlamadan önce mutlaka kaynakları tarar, hiç olmazsa konuyla ilgili kelimelerle google araması yaparım. Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Ancak haddinden fazla tez ve makalenin hatalarla dolu olduğunu görüyorum. Neden bu kadar hata olduğu üzerine biraz kafa yorduk.

Mastır ve doktora tezi veren üniversite hocalarının üstündeki tez yükü: Yılda 10 tez öğrencisi kabul edebiliyorlar. Bunun iki katı kadar tezin de jüri üyesi oluyorlar desek... her yıl 30 tez okumak zorundalar. Tezleri okumak için de en fazla iki ay var dersek 40 gün. Tezlerin herbiri ortalama 100 sayfa olsa 3000 sayfa eder. 3000/40 = 75 sayfa/gün. Yani hocanın hergün 75 sayfayı ayrıntıları ile kontrol ederek okuması lazım. Pratikte mümkün değil. Hatta minimum iş ahlağı seviyesinde bile inceleyenler azınlıkta, hocaların bir kısmı pikniğe gelir gibi jüriye geliyorlar. Artık tezlerin çoğunda bilgisayar programı da yazılıyor. Kodların hocalar tarafından incelendiği enderdir. Teorinin koda doğru aktarıldığının tek garantisi tez öğrencisinin lafı! Tez yazma sürecinden geçmiş herkes bilir ki jüriye giren öğrencinin psikolojisi hırpalanmıştır, kendisine üç keçi dahi emanet edilemez (!) İdeal çözüm az sayıda yüksek lisans öğrencisi almak ama ona da toplum hazır değil (!)

Sonuçta hatalı teorilerle yola çıkılıyor, teori doğru olsa bile kod yanlış olabiliyor, saçma sonuçlar üzerinden müthiş yorumlar yapılıp işe yaramaz tezler yazılıyor. Tezleri, makaleleri sorgulamadan kullanırsanız ayvayı yersiniz. Bu sorgulama prensibi hayattaki herşey için geçerli ama şimdi yerim dar, konuyu dağıtmayalım...

Akıl sağlığını korumak istiyorsan tezlere/makalelere edebi eserler gözüyle bakmalısın. Tezin kaynak listesini kullanabilir, tezdeki yaklaşımlardan ilham alabilirsin. Eğer sonuçları kullanacaksan hocaların eksik bıraktığı didikleme işini yapmak ve günün sonunda elinde birşey kalmayabileceği gerçeğini akılda tutmak zorundasın.

Pass phrases

Pass Phrases:
The more paranoid the network admins (or security council, or board, or whoever sets the rules) the more obscure the passwords must be, and the more often the need to be changed. What these people fail to realize is the average human worker just wants to do their job, and can't remember Syz8#K3! as a password. So what do they do.... Out comes the post-it-note on the desk, or in the drawer, or under the keyboard, or the file on the desktop called “passwords.txt“... if your password is so hard to remember that you have to write it down, then you have no security at all.

Thursday, May 21, 2009

Faster Vista

Choosing Anti-Anti-Virus Software:
Vista's new security features will slow your PC down more than almost any other kind of software you can install. For best performance, the first thing I do on any new Vista install is this:

* Turn off Windows Defender
* Turn off Windows Firewall
* Disable System Protection
* Disable UAC

...nothing cripples your PC's performance quite like anti-virus software.

Tuesday, May 19, 2009

İstek ve İrade

Biraz önce Deniz'le hayatta başarı için istek ve iradenin önemi konulu bir sohbetimiz oldu. Sohbetin başlangıç noktası org çalmanın zor olup olmadığıydı. Yeterince istek ve irade olması durumunda her türlü müzik aletinin çalınabileceğini düşünüyorum. Başarılı olup olmadığınızı belirleyen hedefinizin ne olduğudur. Örneğin benim hedefim müzisyen olmak, kitleler tarafından saygı görmek değil. Başka biri ile de yarışmıyorum. Amacım kendimi eğlendirecek kadar müzik yapmak ve temel seviyede müzik teorisi öğrenmek. Gerekli olan tek şey haftada ortalama 5 saat vakit ayırmak ve tabi ki eğlenmek. Ama eğlence işin az bir bölümü, çoğu alın teri.

Benzer durum ingilizce, bilgisayar, dans, yüzme, basketbol, voleybol için de geçerli. Hepsi hoşuma gidiyor, gelişme sağlayacak kadar iradem de var.

Ne tür şeylere isteğinizin olduğunu anlamak için denemekten başka çıkar yol yok. İlk zorlukta da bırakmamalı. Örneğin araba sürmede ve dansta ilk aşamalar zorludur, eziyet gibi gelir. Ancak birkaç ay sonra zevkine varılabilir (o sürede hala eğlenmiyorsanız durumu yeniden değerlendirmeniz gerekir).

Asıl püf noktası irade konusu. İrade, çalıştırılarak geliştirilebilen bir meziyet. Küçük küçük irade antrenmanları ile zinde halde tutmazsanız gerçekten lazım olduğunda kayış atabilirsiniz. Benim kullandığım basit iki irade antrenmanı var. Birincisi sms ve email yazarken gramer ve imla kurallarına uymaktır. Özellikle sms yazarken kesme (apostrof) işareti kullanmak vb. şeyler sıkıcıdır. Ama maksat o ekstra küçük çabayı göstererek iradeyi terbiye etmek. İkinci yöntem ise öğle yemeklerinde çok sevdiğim halde tatlı almamak. Kilo sorunum yok, sadece istediğim birşeyi irademle yapmama gücüm olduğunu kendime ispatlıyorum.

Hala okumaya devam ediyor ve "Şamil tırlatmış" (!) demiyorsanız tavsiyem iradenizi güçlü tutmanızdır. Hayatta başarı için en gerekli şey budur. İrade zaafiyetinin sonucu başarısızlık ve vasat bir hayata razı olmaktır.

Yazılım Süreçleri Nasıl Olmalı?

İşyerlerindeki prosedürler ilgilendiğim konulardan biridir. Bu aralar yazılım süreçlerinin güncellenmesi çalışmasının içerisindeyim, dolayısı ile çözümün parçası olma şansım var. Yazılım süreçlerimiz yazılım geliştirmede uyulacak kuralları belirliyor. Örneğin yazılım testinden önce yazılım şartnamesinin hazırlanmış olması gerekiyor.

Süreçlerle ilgili sorun kuralların teoride kulağa hoş gelmesi ama uygulamada sıkıntılara (bürokrasi, işgücü ve moral kaybı) yol açmasıdır. Kötü süreçlerin özellikleri şunlardır:

* Detaylıdırlar. Her durumu öngörme gayreti vardır.

* Tekrarlanabilirliği ve izlenebilirliği hedefler. Çalışanları kontrol altında tutmayı amaçlar, adaptasyon yeteneğini kısıtlarlar. Herşeyin hızla değiştiği günümüzde adaptasyon temel hedef olmalıdır oysa. Özellikle yazılım biraz tasarım - biraz kod - biraz tasarım şeklinde ilerler.

* Masa başında, rahat bir ortamda tasarlanırlar. Tecrübeli yazılım geliştiriciler bile başlarına gelenleri unutup fantazilere dalarak süreç yazabiliyorlar. Unutulanlara tipik örnekler:
** İşi layıkıyla yapmak için gerekli sürenin/paranın yarısı bile yoktur.
** İşi yönetecek olanlar tecrübesizdir, işler başta tahmin edilenin iki misli süre alır.
** İşi yapacak olanların teknik birikimi (domain knowledge + software engineering + programming language + IDE) yetersizdir.
** Müşteri tecrübesizdir, istekleri belirsiz ve yanlış olabilir.
** Müşteri tarafındaki yöneticiler değişebilir, yeni yöneticilere herşeyi baştan anlatmak gerekebilir.

Big Macs vs. The Naked Chef:
Beware of Methodologies. They are a great way to bring everyone up to a dismal, but passable, level of performance, but at the same time, they are aggravating to more talented people who chafe at the restrictions that are placed on them. It's pretty obvious to me that a talented chef is not going to be happy making burgers at McDonald's, precisely because of McDonald's rules.
Süreç yazarken benim taraftarı olduğum düşünce kolay adaptasyondur. Ayrıntılar:

* Süreçlerin içeriği minimumda tutulmalı. Başımıza gelebilecek her türlü riske karşı tedbirleri değil, tipik bir geliştirme çalışmasında ihtiyaç duyulacak minimum kuralları söylemeli. Yazılım için minimum kurallar şunlardır:
** Source control kullan
** Kod gözden geçirmelerini yap
** Birim test yaz
** Bug veritabanın olsun
** Test dokümanı hazırla ve testleri bu dokümana göre yap. Bu doküman hem şartname, hem de kullanım kılavuzu işlevi görebilir.
** Geriye kalanlar (şartname, tasarım dokümanı, arayüz kontrol dokümanı...) duruma göre geliştiricilerin ihtiyaç duyması haline yapacakları şeylerdir.

* Genel prensiplerin (kod okuma nasıl yapılır vb.) anlatılması için süreçler değil wiki benzeri ortamlar kullanılmalı. Wikilerde kontrol değil, paylaşım ve güncellik esastır. Süreçler eğitim dokümanları değil, anayasadır.

* Riskten kaçınmak adına çok sayıda madde/sınırlama koymak mütevazi/rutin işlerin yapılmasını zorlaştırır, işgücü kayıplarına neden olur. Değerlendirmeye alınacak riskler gerçekleşmesi olası, gerçekleştiğinde telafisi güç sonuçlara yol açan ve önleme maliyeti düşük olan risklerdir.

* Risk almaktan kaçınarak parlak başarılar elde edilemez. Risklerin gerçekleşmesi halinde çözüm iyi yetişmiş, sorgulamayı bilen esnek insanlar tarafından bulunur.

* Peki yeni yazılım geliştiren bir elemanın işini düzgün yapması, cahilce sorunlar yaratmaması nasıl sağlanacak? Öncelikle yeni elemanlarını iyi seçeceksin. Yenileri deneyimli elemanlar gözetiminde çalıştıracaksın, yazdıkları kodları mutlaka sık sık gözden geçirecek ve doğru pratikleri kazanmalarını sağlayacaksın. Elemanlarını eğitecek, motive olabilecekleri özgürlükleri sağlayacaksın.

Aslolanın araçlar değil insan kalitesi olduğuna dair bir yazı, Weeding out the Weak Developers with J2EE:
So let’s get real. Bad programmers write bad code. Good programmers write good code. RAD lets bad programmers write bad code faster. RAD does NOT cause good programmers to suddenly start writing bad code.

RAD tools can make a good programmer more productive, because they speed up the coding process without compromising the level of quality that a good programmer is going to achieve.

mp3:
* Hayko Cepkin - Melekler
* Hayko Cepkin - Fırtınam

Attenborough'dan Babam Çıksa Yerim

Biraz önce BBC Prime'da Life in the Undergrowth'un Silk Spinners bölümünü izledim. Bölüm benim favori böceklerimden olan örümceklerle ilgili (diğeri karıncalar). Nefis yakın plan görüntüleri açıklayıcı animasyonlarla süslenmiş. Bir de Attenborough abimizin hoş anlatımını ekleyince dadından yenmez bir yapım çıkmış. DVD'sini almak şart oldu! Küçük bir kesit Amazon videosu olarak mevcut.

Zaten biophilia'dan muzdarip olan bendenizin böyle şeyler izlemesi iyi midir bilmiyorum. Çünkü duygularımla hareket ediyor olsam muhtemelen evimizi böcek kolonileri ile donatırdım (Derya ile de papaz olurdum). Ama neyseki mantığımla duygularımı denetim altında tutabiliyorum(!)

Sanırım insanların bilgilerinin artması yaşlandıkça daha duygusal hale gelmelerinin önemli bir nedeni. Örneğin geçmişte çelik gibi sinirlere sahip olan ben artık olur olmaza dudağı titreyen, gözü yaşaran biri haline geldim. Cahilken işler ne kolaydı... Böceklerin öldürülmesi gereken şeyler olmasından tutun batıyı tek dişi kalmış canavar zannetmeye kadar herşey rahatlatıcı siyah beyaz kategoriler içerisindeydi. Her ne kadar eksik/yalan bir dünyada yaşıyor da olsak köyün en son çitinin ötesinde ne olduğunu merak etmediğimiz sürece sorun yoktu.

Neyse, bize ayrılan sürenin sonuna geldik sevgili okuyucular. Esen kalınız.

Sunday, May 17, 2009

Geç olsun da güç olmasın

ODTÜ ve Hacettepe yavaş yavaş internette video yayınına başlamış. Henüz ufuk açıcı şeyler göremedim. İlgimi çeken "Hocam Bu Ay Yine U3'teyiz" ise berbat ses kalitesine sahip. Maksat sadece internete video koymak mı, ses/görüntü kalitesi ile kimse ilgilenmiyor mu? Umarım gelecekte faydalı mecralara dönüşürler, üniversitelerdeki seminer ve ders benzeri aktivitleri internetten de olsa takip etmek isterim.

ODTÜ TV

Hacettepe İnternet TV

Hayat Bilgisi

Gündelik yaşantımda nasıl çalıştıklarını bilmem gerekmeyen hastane, karakol, vergi dairesi, Turkcell gibi kurumlar vardır. Geçmişte hepsinin işlerini temel beceri seviyesine uygun olarak yaptıklarını düşünme eğilimindeydim. Ancak yıllar içerisinde duyduğum/yaşadığım ve ancak Aziz Nesin hikayelerinde olur sandığım olaylar güvenimi sarstı.

Geçen hafta iki yıl önce aldığım arabamın vergi kaydının olmadığını öğrendim. Arabayı sıfır almıştım, tüm işlemlerini satın aldığım firma yapmıştı. Birkaç ay önce vergimi yatırmak istediğimde vergi dairesi sayfasının mesajı "bir hata oluştu" idi. Mesaj "aracınızın kaydı yok" dese uyanabilirdim ama "hata oluştu" deyince "herhalde web sayfasında sorun var, sonra denerim" demiştim. Farklı denemelerin hepsinde aynı mesajı alınca şüphelenip vergi dairesine mail attım, cevap olarak benim aracın vergi kaydının olmadığını söylediler. Bunun üzerine satıcı firmayı aradım, böyle sorunların sık sık yaşandığını, emniyetten vergi dairesine gönderilmesi gereken evrakın gönderilmemesinden kaynaklanabileceğini söylediler. Ne yapmam gerektiği ile ilgili bana bilgi verecekler, beklemedeyim.

Planım şu: Öncelikle sorunun nereden kaynaklandığını, sürecin nerede aksadığını telefon/mail vasıtası ile öğrenmeye çalışacağım. Sonra dilekçe vb. bürokratik işlemleri halledip (işyerinden izin alıp, seksen kapıya doksan değnek vurup) aracımı kaydettireceğim. Bir yandan da sorun satıcı firma - emniyet - vergi dairesi üçgeninden hangisinde ise o kuruma sorunun nedenlerini ayrıntıları ile birlikte bana izah etmelerini ve tekrarlanamaması için ne gibi önlemler alacaklarına dair açıklama isteyen bir dilekçe vereceğim. Probleme intikamcı değil, çözümcül yaklaşacağım.

Bu ve benzeri örneklerden aldığım ders özel şirket veya devlet kurumu olsun tüm işlemlerin ayrıntısını kontrol etmek gerektiğidir. "El elin eşeğini türkü çığırarak arar" sözü kulağa küpedir. En iyisi bir örnekler potporisi sunayım:

* Hastane kayıtları karışabilir, kaydınızı kendiniz aramak zorunda kalabilirsiniz. Kaydınız ile ilgili hertürlü ayrıntıyı bilin.
* Hastane bankosunda numaranızı yanlış girip bugün git yarın gel diyebilirler. Numaranın doğru girildiğini kontrol edin.
* Uzmanlar pek de uzman olmayabilir. Benim başıma gelen bir olay: Gözle ilgili bir rahatsızlıktan dolayı doktor doktor gezdikten sonra en son doktor "sorununun nedeni sana verilen ilaçlar, kullanmayı kes geçer" dedi. Hakkaten de öyle oldu.
* Size verilen bilgi yetersiz/belirsiz olabilir. Doktor "ameliyat olmazsanız risk oluşur" derse riskin ne olduğunu açıklatın. Siz riski "biraz ağrı sızı" sanarken gerçekte risk ayağınızın kesilmesi olabilir.
* Polis ifadenizi kendi edebi tarzı ile süsleme eğiliminde olabilir, kelimesi kelimesine aynı olmasında ısrar edin. Hukukta kelimeler önemlidir.
* Avukat davanızı doğru dürüst incelemeden sizi korkutmaya çalışabilir, mutlaka dava dosyanızı adliyeden alıp kendiniz inceleyin.
* Dava dosyasını size veren memur eksik evrak verebilir, tamamını istediğinizde "sana onlar yeter" gibi haddini aşan fırçalar atmaya kalkabilir. Haklarınızı bilin, yılmayın. Sizin neye ihtiyacınız olduğunu en iyi siz bilirsiniz.
* Turkcell bayisi sorununuzla ilgilenmek yerine "müşteri temsilcisini arayın" diyebilir.
* PTT görevlisi "bunu koymak için kutu lazım" diye sizi başından savabilir. İlk tepkiniz kuyruğunuzu kıstırıp kutu aramak değil, "burası PTT, burada kutu yok mu" demek olmalıdır.
* Vize işlemleri için banka kaydınızın Fransızca dökümünü bankadan istersiniz, açıkça ne istediğinizi yazılı olarak fakslamanıza rağmen size alakasız bir belge vermeye kalkarlar.

Sonuç olarak işinize gelmeyen/zarara uğrayabileceğiniz durumlarda söylenenleri hemen kabul etmeyin. Durumu sorgulayın, bilgi isteyin, internetten araştırın. Biliyorum, "her işin uzmanı nasıl olabiliriz" denebilir. Uzmanı olmasanız da iyi anlamak zorundasınız. Yoksa ya işiniz uzar, ya da başınız derde girer, ya da sağlığınızdan olabilirsiniz.

Polise maruz kaldığınızda nasıl davranmanız gerektiği hakkında güzel bir video (Nesij'e teşekkür ederim):