Sunday, November 30, 2008

Kamu ve Bilgi Paylaşımı

Bugün ODTÜ'de rutin pazar koşumuzu yaptıktan sonra duş için salona gittiğimde salonda Basketbol Yıldız B Milli Takımı Seçmelerinin yapıldığını gördüm.

On dakika boyunca 50 kadar adayın top sürüşünü, gözetmenlerin onları yönlendirişini izledim. Kendi ortaokul-lise voleybol takımı zamanlarımı düşündüm. O zamanlar Sivas Selçuk Anadolu Lisesi'ndeydim ve Ankara'daki müsabakalar çok ileri düzey, fantastik şeyler gibi gelirdi. Gerçekten de Sivas şartlarına göre öyleydi, çünkü bugün temel saydığım bilgileri bile bulmak mümkün değildi.


Seçmeler videoya kaydedilse, arada gözetmenler hangi alıştırmanın niçin yapıldığını anlatsa, bunu da Google Video'ya koysa (Youtube kapalı çünkü!)... 15 yıl önceki Şamil gibi bilgiye aç elemanlar bu videolara bakıp yıldız milli takıma alınma kriterlerinin ne olduğunu, nasıl tiplerin o seçmelere katıldığını görebilirler ve böylece parmakta top çevirme benzeri artistik işler yerine, daha sonuç alıcı antrenmanlar yapabilirler. İyi yetişmiş bir eloğlu (11 yaşında) için bkz. (Youtube) Basketball Prodigy

Benzer şekilde kamuda (üniversiteler, konservatuarlar, spor akademileri vb.) üretilen bilgilerin paylaşıma açılması gerektiğini düşünüyorum. Böylece potansiyeli olan ancak şansı olmayanların önü bir nebze açılır, insan kalitesi yükselir. Devir bilgi saklama devri değil, bilgi paylaşma devri...


mp3: Mezdeug (Kafkas)

Macintosh Folklore

Interesting Apple/Macintosh stories from around 1980's:

Black Wednesday

Switcher

Real Artists Ship

The Times They Are A-Changin'



Bonus: Original Sergey Brin and Larry Page paper from 1998 that launched Google (pdf): The PageRank Citation Ranking

mp3: Diana Krall - Autumn Leaves

Sunday, November 23, 2008

Traş bıçağı traş makinesine karşı

Birkaç ay evvel traş makinesi teknolojisine geçmeye karar verip Philishave Coolskin aldım. Başlangıçtaki tahriş hissi zamanla geçer diye bekledim, iki ay kadar ısrarla traş makinesini kullandım. Tahriş bölgeleri şunlar idi:


Tahriş bir türlü geçmedi, üst dudakla burun deliklerinin birleştiği yere ince ayar da hep zor oldu. Traş makinesinin benim hassas cildime uygun olmadığını karar verdim.

Hazır deneysel çalışıyoruz, dedim şu afilli Gilette Mach 3 traş bıçağını da boşverip gariban dostu Bic'i deneyeyim.


En iyi randımanı Bic Metal'den aldım. Traşı rahat, temizlemesi kolay. Üstelik Mach 3'ün beşte biri fiyatına! Öyle sanki uzay gemisi tasarımı yapılıyormuş gibi reklamı yok. Tekrar minimalist günlere döndüm, rahata erdim.

Aşağıdaki fotonun konuyla alakası yok, sadece bir aydır bizi canımızdan bezdiren sifon sorununu çözmek maksadıyla benim için bir ilk olan komple sifon sökme ve yenisini takma işini başardığımın vesikasıdır, kayıtlara geçsin istedim. Artık tam manasıyla ev erkeği oldum (!):


mp3: Metallica - Nothing Else Matters

Saturday, November 22, 2008

Bilgisayar çöktü

Benim bilgisayar 6 ayda birden 2 yılda bire kadar değişen aralıklarda çöker. Sanırım sabit diskimde sorun var, zamanla "paslanıyor". Çökme mesajı genellikle windows'un ihtiyaç duyduğu dosyaların bulunmadığı şeklinde olur.

Asayişi tekrar berkemal hale getirmek için yöntem:

* Bilgisayarın CD'den açılması için BIOS'ta gerekli ayarı yap
* Windows XP kurulum CD'sini tak, bilgisayarı restart et
* CD'den açılırken alt satırda "eğer ek sürücüler yüklemek istiyorsanız F6'ya basın" gibi bir mesaj geçer. Benim diskim SATA olduğu ve disketten sürücüsünü yüklemek gerektiği için F6'ya bas
* Zamanı gelince disk sürücüsünü yüklemesini söyle
* Repair'i seç, command prompt'a düş
* Öncelikle chkdsk /p /r yaz, yaklaşık 2 saat sürer (kaynak: How to Fix: “An Error Occurred During Directory Enumeration”)


* exit yaz, herşeyin yolunda gitmesini ve windows'un açılmasını ümit et.
* Olmazsa Windows XP Crashed? adresinde yazılanları yap
* O da olmazsa hapı yuttun, sabit diski formatlaman ve XP'yi (ve bilcümle programı) baştan kurman lazım, gitti bir günlük işgücü
* Format da yemezse yeni sabit disk al
* Yeni sabit disk te olmazsa bilgisayarınla vedalaş

mp3:

* Samuel Barber - Adagio for Strings
* Kiziroğlu Mustafa Bey

Thursday, November 20, 2008

Bir kitap daha

Sabah servisinde kitap okuma işi sayesinde 15 günde 300 sayfa devirir hale geldiğimden eldeki kitap stoku nihayet erimeye başladı, hatta amazon.com'a yeni sipariş bile geçtim. Darısı sıradaki kitaplarımın başına...

Bugünkü kitabımızın adı History Lessons: How Textbooks Around The World Portray U.S. History. Konu Amerikan tarihi ancak asıl ilginç olan Amerikan tarihinin başka ülkelerin (misal Kuzey Kore, İran) resmi tarih kitaplarında nasıl anlatıldığı! Tarih yazımının ne kadar kaypak bir zemin, ne kadar propaganda dolu olduğunu görmek için iyi bir fırsat oldu. Bizim tarih kitaplarımızda anlatılan olayların örneğin Suriye, Irak, Yunanistan ve Ermenistan müfredatında nasıl ele alındığını bilmek isterdim. Kitap fikri arayan yayıncılara duyrulur(!)

Kitabın diğer faydası farklı ülkelerin farklı konulara önem vermesi nedeniyle olaylara siyah-beyazdan daha zengin tonlarda ve bütünsel bakmanın, mevzuların sebep-sonuç ilişkilerini anlamanın mümkün hale gelmesi.

[p.xvii] One way to begin to understand ... societies and their diversity is to look at their history, how time has formed them and made them who they are. History, then, is one possible avenue toward better understanding.

[p.267] [North Korean Junior High School text] The American bastards look down upon Chosun People. As the saying goes wolf-dogs should be conquered with clubs, we should show to those ignorant invaders what our true color is.

[p.377] [French text] Despite the UN, NGOs like Doctors Without Borders and Catholic Charities, and innumerable treaties signed between states, the law of the jungle prevails.

Monday, November 03, 2008

Kitap önerileri

Beğendiğim kitaplardan bir kuple, okunmasını tavsiye ederim. Hepsinin ortak noktası etrafımızda olup biteni daha iyi anlamamızı sağlayacak bilgiler sunmaları.

Complications:

Atul Gawande isimli bir cerrah tıbbi konuları gerçek olaylardan yola çıkarak analiz ediyor. Tecrübesiz doktorların eğitimi adına hastalar ne kadar riske atılmalı, doktor hataları nasıl ele alınmalı, hasta kendisi ile ilgili tıbbi kararlarda ne kadar pay sahibi olmalı gibi hayati soruları tartışıyor. Heyecanlı ve eğlenceli. Tıp camiasını anlamak için mutlaka okunmalı, eninde sonunda hepimiz onların eline düşeceğiz çünkü.
[p.7] [Medicine] is an imperfect science, an enterprise of constantly changing knowledge, uncertain information, fallible individuals, and at the same time lifes on the line. There is science in what we do, yes, but also habit, intuition, and sometimes plain old guessing.

[p.253] Disaster occurs, and we call that a tragedy. But if someone writes it down, we call it science.

Beyond Fear:

Bruce Schneier güvenlik sistemlerinin nasıl tasarlanması gerektiğini, bugünkü sistemlerin çoğunun göz boyamanın ötesine geçmediğini anlatıyor. Terörizmin günlük hayatın parçası olduğu zamanımızda sağlıklı akıl yürütebilmek için böyle aklı selim ile yazılmış kitaplar önemli.
[p.8] When it comes to security, fear is the barrier between ignorance and understanding. To get beyond fear, you have to start thinking intelligently about the trade-offs you make.

[p.9] Ignoring reality is not an effective way to get healthier, or smarter, or safer, even though it might temporarily make you feel better.

Chances Are:
İstatistik ve olasılık kuramlarının ne kadar önemli olduğunu, temel olasılık bilmeden yapılabilecek düşünce hatalarını akıcı bir dille anlatıyor.
[p.3] Questions like "How do you know that?" and "What if it's not like that?" pose real problems - problems that have kept philosophy hard at work for over two thousand years.

[p.7] Every new observation brings with it a freight of information: some of it contains the vital fact we need for drawing conclusions, but some is plain error. How do we distinguish the two? By getting a sense of likely variation.

Guns, Germs, and Steel:
Tüfek, Mikrop ve Çelik adıyla Türkçe'ye çevrilmiş olan önemli bir eser, çok satanlar listesinden hiç inmeyecek gibi. İnsanlık tarihinde neden bazı medeniyetler serpilirken çoğu yokoldu? Coğrafyanın, ikliminin etkisi nedir? Zor sorulara akllı cevap önerileri getiriyor.
[p.25] We're assured theat the seemingly transparent biological explanations for the world's inequalities as of A.D. 1500 is wrong, but we're not told what the correct explanation is. Until we have some convincing, detailed, agreed-upon explanation for the broad pattern of history, most people will continue to suspect that the racist biological explanation is correct after all. That seems to me the strongest argument for writing this book.

Collapse:

Guns Germs and Steel'in yazarı bu sefer odak noktasına yok olup giden medeniyetleri koymuş, günümüzdeki duruma ışık tutmaya çalışmış (durum parlak değil). Beni özellikle Easter adası ve Grönland hikayeleri etkiledi.
[p.38] Only when the public pressures its politicians will the companies behave differently: otherwise, the companies would be operating as charities and would be violating their responsibility to their shareholders.

[p.240] ...the Greenlanders found themselves in a very difficult environment. While they succeeded in developing an economy that let them survive there for many generations, they found that variations on that economy were much more likely to prove disastrous than advantageous. That was good reason to be conservative.

Sunday, November 02, 2008

Devrim Arabaları

Haftasonu Devrim Arabaları filmine gittik, konusu 1960'lardaki yerli araba üretim çalışması. Film hakkındaki özet görüşüm: İyidir, gidiniz.

Memlekette benim bildiğim ilk mühendislik filmi. Üstelik de hamaset dozu çok düşük ve seyri keyifli. Sonunda yerli bir filmde kahramanlar mühendis olabildi. Palavra toplumundan üretim toplumuna geçiyor muyuz ne? Daha dramatik olan Ordot projesi ve tayyare fabrikası hikayeleri de umarım gelecekte çekilir.

Ayrıntılara gelir isek... Arabanın görücüye çıktığı finalde makam arabası olarak benzini olmayan siyah araba yerine beyaz arabanın önerilememesi iki seçeneği akla getiriyor: Ya mühendisler gerizekalı (benzini boşalttıkları halde yedek benzin almamışlar) ya da acaip bir baskı ve korku ortamı var. Tahminim baskı ortamı ama onu da film bize aktaramadı. O dönemki baskıyı/tedirginliği hissetirecek sahnelere ihtiyaç var, bir-iki sokağa çıkma yasağı sahnesi yeterli olmaktan uzak.

Yerli dizilerden pek alışık olduğumuz "doğuran bayan" klişesi bu filmde de vardı. Filmlere/dizilere heyecan katmak için konulduğunu sandığım doğuran bayanlara hayır diyorum (!)

İki çift laf da mühendis grubuna etmek istiyorum: O dönem için zor şartlar altında can siperane, takdire şayan bir iş yapmışlar. Filmden anladığımız kadarı ile mühendisleri toparlayan Gündüz Bey daha önce kapatılan tayyare fabrikasında da çalışmış, yani epeyce bir mühendislik/yöneticilik deneyimi olmalı, memlekette işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeli. Cemal Gürsel'in kendi popülaritesi için bir propaganda malzemesi olarak kullanmak istediği açıkça belli olan (öyle olmasa çalışmaya destek devam ederdi) bir işe ya girişmez, ya da etrafına "Gençler, başımızdakiler bizden zorlu bir iş istediler, maksatları da temelde propaganda. İşin arkası gelmezse darılmaca yok. Ama mühendislik becerilerimizi keskinlemek, yeni şeyler öğrenmek ve teknik macera yaşamak istiyorsanız alın size fırsat" demeli idi. İyi mühendisin en sevdiği iş zorlu/öğretici bir görevdir, basit işler sıkıcıdır. O ekipte yer alırdım ama işlerin de gerçekte nasıl döndüğünü bilmek isterdim. Bu anlamda en akıllısı tayyare işinde çalışmış diğer kişi olan Latif. Eleman durumun farkında. Gündüz ise bir yönetici için söylenebilecek en kötü şeylerden biri olan "saf" sıfatını hak ediyor.

Diğer akıllı tipler ise bakanlık görevlileri. Adamlar Cemal Gürsel'in amacının farkındalar, teknikten ve iktisattan anlamayan "büyüklerin" ipinde oyun oynamaktan sıkılmışlar. Hamasetle değil, rakamlarla konuşuyorlar (kârlı olabilmek için yılda 20 bin araba üretimi gerektiği vs.). Filmde sanki projeyi baltalamak için çok fena işler yapabileceklermiş gibi bir hava veriliyor (misal ben olsam fabrikada "kazara" yangın çıkmasını sağlardım) ama yapa yapa ödeneği azaltmak gibi son derece sıkıcı ve etkisiz tedbirler uyguluyorlar. Onları eleştirebileceğimiz nokta iktisadi kaygıları boşverip projeye memlekete iyi bir teknik ekip yetiştirme projesi perspektifinden bakmamamları olabilir.

En gıcık tipler ödülünü ise gazetecilere vermemiz şaşırtıcı olmaz. 1960'lardan beri memleketteki ensesi kalın gazetecilik anlayışının değişmediğini görmek için bugünkü anlı şanlı gazetelere/tv'lere beş dakika bakmamız yeter.

Velhasıl kelam güzel film, benzerlerinin devamını istiyoruz.