Friday, January 05, 2007

Gücüksu Hikayeleri

Kurban Bayramı'nı geçirmek için Göksun'a gittim. Tabi her gidişimde incir çekirdeğini doldurmasa da ilginç mevzularla geri dönüyorum.

İlk olarak kurbanı kestim. Bu seferki 300YTL'ye mal olan bir keçiydi. Böyle şeylerden tiksinen izleyicilere resme tıklamamalarını öneririm çünkü orjinali sansürsüz:



Kurban kesme kurallarını hatırlayalım:
-Hayvanı kıbleye çevir
-Hayvana bıçağı gösterme (ürkeceği gerekçesiyle)
-Hayvanı sol tarafına yatır, sağ arka bacağı serbest bırak ki çırpınabilsin, kolay can versin
-Besmele çekmek zorunlu değil, niyet yeter. İstenirse "Allah'ım bu kurban sendendir ve sanadır" denebilir (arapçası okunuyor genellikle)
-Hayvanın boğazını iyice gerdir, yoksa kesmesi meşakkatli olur. Ayrıca keçi ve koyunlarda kesmeden hemen önce kıl veya yünü bıçakla biraz ayır. Aksi takdirde bıçak öncelikle kıla değeceği için ilk kesme hamleleri boşa gidecek, kesmek güç olacaktır.

Kurban kesmek, bir hayvanın canını almak manen güç bir iş. Peki neden kendim kesiyorum? Özellikle şehirlerde yaşayan bizler üretim zincirinin çok uzağındayız ve yediğimiz, kullandığımız şeylerin hangi şartlardan geçtiğine yabancıyız. Evet kavramsal olarak önümüzdeki etin bir hayvanın katli sonucunda elde edildiğini biliyoruz ama gerçekte bir hayvanı katletmek neye benzer bilmiyoruz. Yıllar önce bunu düşünmüş ve elde ediliş yöntemlerini tasvip etmediğim şeyleri kullanmama kararı almıştım. İmkan açısından en kolay, zihni hazırlık olaraksa en zor tecrübe olanağı kurban kesmekti. İlk kurbanı keserken cidden zorlanmıştım, halen de kolay olduğunu söyleyemem. Doğal kaynakların düşüncesice çar çur edilmesi, gözden ırak insanların sömürülmesi, savaşların romantik, kahramanca şeyler sanılması gibi sıkıntıların olayları sadece kavramsal düzeyde algılamaktan, gerçeğini merak/tecrübe zahmetine katlanmamaktan, ezbercilikten kaynaklandığını düşünürüm. İşte bu yüzdendir ki kurbanı kendim keserim.

Gücüksu'da her kış köyün yılı hayırlı geçirmesi için köylü arasında para toplanıp kurban kesilir ve kurbanın etleri tüm köylüye - misafirler dahil - (para verse de vermese de) dağıtılır.

Göksun'da sık uygulanan bir üçkağıt: Önemli bir şahıs geldiğinde, bir yer açıldığında kurban kesmek adettendir. Ben bu kurbanların etlerinin dağıtıldığını veya ziyafet çekildiğini sanırdım. Meğerse akıllı hemşerilerim kesim için kasapları çağırır, kasaplar da normalde mezbahada kesecekleri hayvanlardan birkaçını getirip kesermiş. Sonra hayvan tekrar mezbahaya götürülüp yüzülür ve kasapta satılırmış. Yani hem hava atılmış oluyor, hem de ekonomik zarara uğranmıyor! Tabi bu durumda o hayvan kurban sayılmaz ama orası önemsiz bir detay :P

Gücüksu'da eskiden mevsim dönümlerinde Zöömılgış denilen bir aktivite gerçekleştirilirmiş. Kış ortasında (Zemheri ayı - Çilliin but) gençler ve çocular tuhaf kıyafetlere bürünür, şarkılar söyler şaklabanlık ve gürültü yaparmış. Karşılığında para, bulgur, un vb. hediyeler alırlarmış (bulgur ve un köy bakkalına ucuz yoldan satılırmış). Curcuna sırasında bazı gençler gizlice kileri yoklar, yöh (çeçen sucuğu) benzeri ganimetleri çalıverirmiş. Söylenen Türkçe tekerlemelere örnek:

Kış yarı oldu duydunuz mu?
Selam verdik aldınız mı?
Alanın bir oğlu olsun,
Almayanın kızı olsun, onu da Allah elinden alsın.
(korkunç sesler ve bağrışmalar)

Annem çocukken bu bağrışmalardan çok korkarmış. Bir de kış anası (çeçence Annaan) diye bir mahluka inanırlarmış. Bu mahlukat çocukları çuvala koyar ve yemeye götürürmüş. Çeçen masallarında sık sık boy gösteren bir başka karakter de Yeeşip isimli dişi bir devmiş. Çeçenler dişilerden çok çekmiş herhal :P

Zöömılgış'ın yaz versiyonunda ise genellikle yağmur duası edilirmiş. Söylenen çeçence duadan bir bölüm:

Doğda üütii deelii (Allah'ın yağmuru gelsin)
Khorş kgulii here yu (Şakır şakır yağsın)

Çocuklar sevindirilirmiş çünkü mutlu çocukların dualarının kabul edildiğine inanılırmış.

Babam çocukken yılbaşlarında radyosu olanın birinin (örneğin Nurhacı) evinde toplanılır ve özellikle piyango sonuçları dinlenirmiş.

Bizim dükkanda Eşe ve Makbule halalarımı gösteren bir fotoğraf buldum (fotoğraftan kesilmiş kişi de Nazlıhan halammış). Fotoğraf 1950-60 dönemine ait olmalı. Eşe ve Makbule Süleyman dedemin Balı'dan olma kızları. Eşe genç yaşta veremden ölmüş.


Evde annem kuşburnu çayı yapmıştı. Bunun üzerine kuşların burnunun değil gagasının olduğunu, asıl adının it burnu olduğunu tartışadururken çeçence adının Kegin Büürük olduğunu öğrendim. Keg=kıç, büürük=buran. Kegin büürük isminin it burnunun çok fazla yenilmesi sonucunda oluşan semptomlardan kaynaklandığı düşünülmektedir ;)

Karaömer köyünde geçen küçüklüğümden hatırladığım tek türkü Mahzuni'nin Amerika Katil Katil türküsüdür. Türkü Sofya radyosunda çalarmış, malum resmi radyoda böyle parçalar pek çalamaz.

5 comments:

Nart Bedin said...

Hoca, kurbanı kesme nedenini çok çok sevdim. Bu fikri kullanacağım.

Konuları kavramsal olarak anlama dediğimiz şey sanki bir ilizyon. Bir şeyi anladığımızı sanıyoruz fakat hiç bir şey anlamamış oluyoruz.

Bir şeyin ne olduğunu tam olarak bilmek için illahaki onu yapmak-yaşamak gerekiyor. Aşk'ın ne olduğunu çocuklar anlamıyorlar, çünkü hiç yaşamamışlar.

Ahmet Altan da bir denemesinde tam da bu temayı işlemişti. Bulmaya üşendiğim için hangi kitabında olduğunu yazamayacağım.

Bir de eğer kurban fotoğrafı kesim işlemi sırasında çekilmişse, kesim bittikten sonra verilmiş bir poz değilse, hayvana bir miktar eziyet edilmiş gibi görünüyor. Hayvanın şah damarını kesmek için boyundan o kadar açmaya gerel yok. Boynun o kadar açılmaması için damarı buçağın ucu ile kesmek lazım kanımca.

Bir de dedem kurbana abdest aldırırdı. Sizde o adet yok mudur?

Son olarak kurbanın kanını toprağa açtığın bir çukura alıtırsan temizlik daha rahat olur gibi.

Samil Korkmaz said...

Fotoğraf kesimden sonra çekildi. Kesim sırasında video çekimi yaptık, bi ara gösteririm.

Hayvan biraz eziyet çekti çünkü ilk birkaç darbe kıllar yüzünden etkili olmadı. Ama akabinde canı çabuk çıktı.

Kurbana abdest aldırmayı da ilk kez duyuyorum. O nasıl ola ki?

Kestiğimiz yer beton idi ve kurbanın hemen önünde bir su yolu vardı. Temizlik problem olmadı.

Hakan Filiz said...

Kucukken hocalar camide bize abdest aldirirlardi, ama kurbana abdest aldirmayi ben de ilk defa duydum...

Enteresan bir sey gibi geliyor kulaga :)

Rahmi Lale said...

Man is the religious animal. He is the only religious animal that has the
true religion -- several of them. He is the only animal that loves his
neighbor as himself and cuts his throat if his theology isn't straight.
-Mark Twain, author and humorist (1835-1910)

Nart Bedin Atalay said...

Kurbana abdest aldirma olayinin egzotik bir sey oldugunu bilmiyordum ben. Olay soyle gerceklesiyordu.

Dedem bir taraftan "Allahü Ekber Allahü Ekber La İlahe İllallah" derken diğer taraftan da kurbanın bacaklarını, yüzünü, kafasının üztünün bir kısmını su ile mesh ediyordu. Kesin işlemine bundan sonra sonradan geçiliyordu.

Bir de şimdi aklıma gelen bir şey daha var o da kurbanın gözleri de bir örtü ile kapatılması. Acaba bu da mı dedemin nevi şahsına münhasır bir davranışıydı.