Monday, February 09, 2009

Ürdün Gezisi

Geçen haftasonu Ürdün'e gittik. Maksadımız oradaki akrabalarımızı ziyaret etmekti, turistik kaygılarımız yoktu.

Önce kısa bir tarihçe: Osmanlı'nın son döneminde (1860'lar) gerçekleşen Kafkas göçleri sırasında Kafkasya'dan gelen nüfus Osmanlı'nın çeşitli bölgelerine dağıtılmış. Bu bölgelerden biri de bugünkü Ürdün. 150 yıl önce aynı aşiretin (teip) bir bölümü Kahramanmaraş'a yerleşirken bir bölümü de Ürdün'e gitmiş.

Ancak bağlar zayıflasa da kopmamış. İlk bağlantı 1950'lerde kurulmuş olsa gerek. Raed'in dedesi Osman Ebubekir benim babamın dedesi olan Musa'yı bulmuş. Hatta o kışı (Kasım'dan Haziran'a kadar) bizim köyde geçirmiş, babam hatırlıyor. Ancak sonra çok görüşme olmamış.


Ramazan amcam okuldan bir arkadaşını ziyarete Ürdün'e gittiğinde (1980'ler) Raed'in babası olan Haani ile tanışmış. Haani de bizi ziyarete geldiğinde Raed'le maceramız başladı.





İşte yıl 2009'u gösterirken Ürdün'dekiler ne yer ne içer diye merak ettik ve düştük yola.

Bizi Raed ve eşi Eman misafir etti. Raed Arapça'da kaşif, öncü gibi bir anlama geliyormuş. Geleneksel İslam sanatları ile ilgili bir projenin yürütücülüğünü yapıyor. İsim hafızam sıfır olduğu için kendime not: (Aya, Abdullah, Haşim) Haani - Naima, Berihan (Nancy) - Adil, Ghada (Nalan) - Muhammed, Dima - Şemsi, Mahir - Lara (Aydın), Daana


Raed'in babası Haani 1937 doğumlu. Annesinin adi Naima. Raed’in dedesi Osman Ebubekir Osmanlı ordusunda subay imiş, çocuklarına da Türkçe öğretmeye çalışmış. Kafkasya’dan Türkiye’ye geldiğinde 11 yaşındaymış. Sonra Ürdün’e göçmüşler. Ürdün’de karışıklık çıkarsa Türkiye’ye gidin, Kafkasya'ya dönmeyin dermiş. İlk yerleştikleri yer olan Sweileh'te bir sokak Raed'in dedesinin adını taşıyor. Bir başka sokak ismi: Abdullah bin Sheshani. Sheshani = Arapça'da Çeçen

Raed ve ailesi bizi nefis bir şekilde ağırladı, herkes çok içten ve ilgiliydi. Hayat-ı turistliğimde böyle mükemmel bir ağırlama nadiren gördüm.

Ürdün hakkında kısa kısa:
* Ürdün’ün geçim kaynağı kaliteli insan gücü imiş. Ortadoğu ülkeleri arasında eğitim, sağlık ve teknoloji alanında ilerde imişler. Ortadoğu ile iş yapmak için iyi bir atlama tahtası imiş.
* Su kıt, yaz 8 ay sürüyor.
* Başkent Amman denizden 1000 m yüksekte, hava sıcaklığı Ankara’ya benziyor, 5 derece kadar daha sıcak. Şehir düzeni olarak Ankara’ya benziyor.
* Amman’a yarım saat mesafedeki Ölü Deniz’de hava sıcaklığı bariz yüksek.
* Türkiye'deki Ihlamurlar Altında dizisi meşhur. Diğer bir dizi Kurtlar Vadisi. Türkçe şarkılar da seviliyor. Beni en çok şaşırtan Raed'in Leman Sam ve Edip Akbayram parçaları dinliyor olmasıydı.
* Çayı su bardağı ile içiyorlar. Dem ve su birlikte, o nedenle herkes aynı demde içiyor. "Çayım açık olsun" derseniz, size ayrıca su kaynatılması gerekiyor.

Kral portreleri hep gülümsüyor, aşırı ciddi/dindar bir görüntü çizmiyorlar. Şu anki kral Abdullah'ın gençken Star Trek'te ufak bir rol almış olması bana sempatik geldi.






* Kadınlar rahat, çok sayıda kadın araba kullanıyor.,
* Türkçe'de Arapça kelime bol olduğundan bazen ingilizcesini hatırlayamadığım şeylerin Arapça'sını söyleyince anlıyorlardı. Örnekler:
** Yani
** Hamam = Güvercin, hammam = bildiğimiz hamam
** Belki
** Mecbur
** Karpuz
** Nohut
** Sarımsağı "soorumseykh" diye telaffuz edişlerine hasta oldum, sürekli "soorumseykh" diyesim geliyor.
* Dönere "çövürme" diyorlar, %99 çevirme kelimesinin Arapça telaffuzu... Enteresan olan Türkiye'de kimsenin dönere çevirme dememesi.
* Barlarda içki satılıyor ancak market veya büfe gibi yerlerde içki ruhsatı sadece Hristiyan'lara veriliyor. İlginç bir başka kısıt nargile ve içki ruhsatının aynı yere verilmemesi, birini seçmeniz gerekiyor.
* Ortadirek ve üstü evlerde Endonezya'lı veya Filipinli hizmetçi çalıştırılıyor.
* Yav bu seyahat bloğu işi amma zormuş, kısa kısa notlar yazdığım halde imanım gevredi!

Fotolara gelince... Herbirini tek tek koymaya feci üşendim şimdi. Buyrun size slide show. Ayrıntı merak eden comment yazsın, orada cevaplarım. Göl gibi olan yer Ölü Deniz (nam-ı diğer Lut kavminin helak olduğu Lut gölü), tarihi ortam ise eski bir Roma yerleşim yeri olan Jerash. Ölü Deniz'in tadına baktım, hakikaten çok tuzlu.

6 comments:

Ayşe said...

:) Raed'e "İsrail'e gidicez belki" diyince; "Ne işiniz var İsrail'de, Ürdün'e gelin" demişti. Biz gitmekten vazgeçtik; İsrail'de ortalık karıştı. Keşke Raed'i dinleyip Ürdün'e gitseymişiz :) Neyse, önümüzdeki maçlara bakacaz artık.
Şu Lut kavmi hikayesi ilgimi çekiyo; du bi araştıriim ben..

Nart Bedin Atalay said...

Şamilcim Raed'in yanında körpe delikanlı gibi görünüyorsun vallaha. Raed'in saçına düşen aklar çocuk sevgisinden olmalı.

Aha. Rasyonel düşünmeme izin vermeyen bir konu buldum: çocuk sevgisi (nefreti). Sloganım da söyle: "Çocuklara hayır. Büyüklere özgürlük." (Hafif bağırarak ve yavaş bir tempo ile okunacak.)

Turunç said...

Soyle bir slogan geldi aklima: "Kendini kayir, cocuga hayir" Kafiye olsun diye biraz kastim ama, idare ediniz.

Salim said...

* Dönere "çövürme" diyorlar, %99 çevirme kelimesinin Arapça telaffuzu... Enteresan olan Türkiye'de kimsenin dönere çevirme dememesi.

Suudi Arabistanda bu kelime Shawarma olarak yazılıp şeverma olarak telaffuz ediliyor. % 100 haklısın :)

Anonymous said...

ilginç

hakan lamper said...

Şamil Bey selamlar,
Ürdün hakkında gezi notları ararken blogunuza rastladım. Notlarınız benim için çok yararlı oldu. Ben de kafkas kökenliyim ve bu yakınlarda Ürdün'de yaşayan akrabalarımı ziyaret etmeyi düşünüyorum. Gezi notlarımı www.hakanlamper.blogspot.com adresinden izleyebilirsiniz. Tekrar selamlar.